Orta Doğu’da tırmanan gerilimin Hürmüz Boğazı’ndaki bunker yakıtı (gemi yakıtı) ikmal hatlarını kesintiye uğratması, küresel deniz taşımacılığını tarihin en zorlu sınavlarından birine soktu. Dünya ticaretinin ana damarı olan bu rotadaki aksaklıklar, enerji arzını daraltırken maliyetleri de zirveye taşıdı.
Küresel bunker sektörünün öncü isimlerinden UNERCO Yönetim Kurulu Başkanı Kapt. Ufuk Erinç, krizin derinleşen etkilerini ve denizcilik sektörünün, bu yeni "savaş ekonomisine" nasıl uyum sağladığını değerlendirdi.
"Bunker fiyatları sürdürülebilir sınırı aştı"
Krizin en somut ve yakıcı etkisinin yakıt fiyatları üzerindeki sert sıçrama olduğunu belirten Erinç, piyasalardaki dengesizliğe dikkat çekti.
Çatışma öncesi 600 dolar seviyesinde olan bunker yakıtının metrik ton fiyatının Mayıs 2026 itibarıyla bin 300 dolar bandını aştığını vurgulayan Erinç, "Bu sadece bir birim maliyet artışı değil. Küresel denizcilik sektörünün sırtına her gün binen yaklaşık 340 milyon avroluk devasa bir ek yükten bahsediyoruz. Şu an için navlun şirketleri ve armatörler bu maliyetleri kendi bünyelerinde absorbe etmeye çalışıyor, ancak bu durumun bir sınırı var. Lojistik maliyetlerdeki bu denli büyük bir artışın, çok yakın bir gelecekte tedarik zinciri boyunca dalga dalga yayılarak market raflarındaki ürünlerden sanayi ham maddelerine kadar her noktada zam olarak karşımıza çıkması kaçınılmazdır" dedi.
Gemiler hız kesti
Tedarik zincirindeki kırılmaya karşı armatörlerin ilk savunma hattı olarak yakıt tasarrufuna yöneldiğini ifade eden Erinç, operasyonel stratejilerdeki zorunlu değişimi şöyle anlattı :
"Gemi işletmecilerinin bu maliyet baskısıyla başa çıkmak için elinde sihirli bir değnek yok. Mevcut küresel veriler, dökme yük ve konteyner gemilerinin ortalama hızlarını dünya genelinde yüzde 2 oranında düşürdüğünü gösteriyor. Sektörde 'slow steaming' olarak bildiğimiz bu yavaş seyir yöntemiyle yakıt tüketimini optimize etmeye çalışıyoruz. Ancak unutulmamalı ki gemilerin yavaşlaması, teslimat sürelerinin uzaması ve limanlardaki planlamaların aksaması demektir. Bu durum, küresel ticaretin çarklarının daha ağır dönmesi anlamına geliyor."
"Seçenek sahibi olmak artık hayati"
Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklığın, denizcilik sektöründe tek bir yakıt tipine bağımlı kalmanın ne kadar büyük bir risk olduğunu kanıtladığını ve sektörün rotayı hızla teknolojik dönüşüme kırdığını belirten Kapt. Ufuk Erinç, “Bugün inşa aşamasında olan yeni gemi projelerinin neredeyse üçte biri 'çift yakıtlı' (dual-fuel) makine sistemleriyle tasarlanıyor. Armatörler artık hem geleneksel bunker yakıtı hem de LNG (Sıvılaştırılmış Doğal Gaz) gibi alternatiflerle çalışabilen gemiler için çok daha yüksek yatırım bedellerini ödemeye razı. Çünkü bu denli dalgalı bir piyasada yakıt seçeneğine sahip olmak, sadece bir avantaj değil, ölçülebilir ve hayati bir ekonomik değerdir. Fosil yakıt fiyatlarındaki bu kontrolsüz yükseliş, yeşil enerji ve daha az emisyonlu alternatifleri ticari açıdan ilk kez bu kadar cazip ve rekabetçi hale getirmiştir" diye konuştu.
"Enerji triyajı" küresel bir risk
Krizin merkez üssünün, petrol tedariki açısından Orta Doğu’ya göbekten bağlı olan Asya limanları olduğunu hatırlatan Erinç, bölgedeki durumun vahametiyle ilgili olarak da, “Dünyanın en büyük ikmal merkezi olan Singapur’da stoklar ciddi şekilde daralıyor. Bölge ülkeleri 'enerji triyajı' diyebileceğimiz acil durum önlemlerine başvurarak kömür ve farklı kaynaklara yönelmiş durumda. Ancak unutulmamalı ki küresel deniz ticaretinin yarısından fazlası bu limanlardan geçiyor. Körfez ülkeleri gibi ana kaynaklardan beslenen ağır ham petrol akışındaki kopukluk devam ederse, arz sıkıntısı sadece Asya ile sınırlı kalmayacak, küresel bir enerji krizine dönüşecektir. Biz UNERCO olarak süreci yakından takip ediyor ve operasyonel esnekliğimizi en üst seviyede tutmaya gayret ediyoruz" dedi.
Büyüklüğün yönetilemediği dönem
Erinç sözlerini şöyle tamamladı : "Büyük olmanın yönetilmesinin zor olduğu bir döneme giriyor olabiliriz. Bunun her türlü paydaş için geçerli olduğunu düşünüyorum. Kaynakları verimli kullanmaktan ziyade kaynaklara ulaşmanın çok zor olduğu ve bunun da zaman içerisinde tüketimin azaltılması yönünde bir etkisinin olacağı kanaatindeyim. Hatta bunun tüm dünyada hissetmeye başladığımız enflasyonist ortamın da sakinleştirilmesi açısından hükümetler tarafından desteklenen bir politika olması muhtemel. Bütün bunlar devamında sektör için hemen olmasa da uzun vadede bir navlun kriziyle karşılaşmamıza neden olabilir"
DENİZ HABER AJANSI
































