• BIST 1.211
  • Altın 481,032
  • Dolar 7,8608
  • Euro 9,2900
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 23 °C
  • Antalya 26 °C
  • Muğla 24 °C
  • Çanakkale 16 °C

Refah İşsizlik mi Getiriyor ?

ERTUĞ YAŞAR

Şimdilerde nerede ise sabah gidip akşam dönülen Almanya’ya ilk yolculuğum sanırım 1991 yılının Mart ayındadır. O zamanlar Belçika’da yüksek lisans yaparken bir hafta sonu okul turu ile gitmiştik Almanya’ya. İki Almanya birleşeli daha ancak bir buçuk yıl olmuştu ve başkent hala Bonn idi. 

Benim için çok ciddi ilginç gözlemlerle dolu bir yolculuktu. 

 

O yılın ikinci yarısında bu kere artık çalışan bir genç olarak Düsseldorf’a gittim. Türkiye’nin “Konuk Ülke” olduğu bir fuarı düzenleyen İhracatçılar Birliğinde çalışıyordum ve her işe severek koşturuyordum. 

 

1991’in Türkiye’sini anımsıyor musunuz ? 

 

Hemen hemen hiçbir ithal ürünün / markalı ürünün olmadığı bir ülkeydik. Her yurtdışına giden mutlaka bulabildiği / satın alabildiği / getirebildiği ne varsa yüklenip gelirdi. 

 

Bizim o zamanlar malda mülkte gözümüz yok tabi. Ne olacak, hepi topu 28 yaşındayız… İlgi alanımızda sadece spor malzemeleri falan var. Eh bir de sevgili annemize bir kaşmir kazak ile bir Samsonite çanta almalıyız. 

Zamanımızın büyük bölümü fuarda geçiyor. Akşam yediden sonra fuardan çıkınca hemen soluğu çarşıda alıyoruz. 

 

Ama o da ne ? Bütün mağazalar kapalı. Almancamız da yok ya, kaçta kapandıklarını anlayamıyoruz. 

 

Üçüncü günün sonunda uyandık ki meğerse Almanya’da mağazalar saat beşte ya da altıda kapanırmış ! O saatten sonra “ölüyorum” desen bir şey satın alamazsın. Belki bir tek benzin istasyonlarının marketleri açık…

Ya Pazar günü ? 

 

Yok, o gün de kapalı. Hatta “Almanya’da Pazar günü mağazalar açılamaz” diye ya Birinci Dünya Savaşı ya da İkinci Dünya Savaşı öncesinden kalma, ama hala uygulanan bir yasa bile varmış. 

 

Zaten kimsenin de umurunda falan da değil ha ! 

 

Sanki herkes zengin ve keyfi yerinde gibi. Kimsenin daha fazla satışa ve benim gibi genç bir Türkün üç – beş markına gereksinimi yok… 

 

Neyse “azimle deneyen taşı yarar” atasözünde olduğu gibi ısrar edince öğrendik ki Almanya’da mağazalar Perşembe günleri sekize kadar açık olurlarmış (Uzun Perşembe diyorlardı). 

 

O gün gittik de hacetimizi gördük. 

 

Yoksa uzunnnnn “Birinci Almanya seferinden” (!) elimiz boş dönüp sevgili annemizin kalbini kıracaktık…

 

***

O deneyimden sonra defalarca Avrupalıların çalışma ve iş yapma konusunda ne kadar gamsız ve hırssız olduklarını gördüm. 

 

Örneğin hiçbir Avrupalı profesyonel, iş için hafta sonu yolculuk etmezdi. Diyelim bizim Almanya’da Pazartesi günü işimiz mi var. İlla ki Pazar akşamından gider ve Pazartesi sabahı erkenden işimizin peşine düşerdik. Ya da illa ki Cuma öğleden sonra İstanbul’a dönme telaşında ve arayışında olmaz; gerekirse Cuma akşamı da müşteriyi yemeğe götürür ve cumartesi günü eve dönerdik. 

 

Buna “iş ve emek piyasasının sertliği / esneklik azlığı” da diyorlar. 

 

Çalışanların yasalarca garantilenmiş ve esnetilmeyen / esnetilemeyen hakları var. Çalışan nasılsa işsiz kalsa da belli bir işsizlik ödeneği alacağı için işini hiç iplemiyor. Tam memur... “Olursa olur, olmazsa nasılsa refah devleti ona bakacak ya…

 

Zaman geçip de 2010’lu yıllar gelince görüldü ki bu refah devletinin de bir sonu ve sınırı varmış. Almadan vermek ancak Tanrıya mahsusmuş. 

Avrupalılar uzun süre, eski “birikimlerini” harcadılar. Eski kazanımları sayesinde refahlarını korudular. 

 

Ama 2000’li yılların başından itibaren, bilgi teknolojilerinin kullanımının ucuzlaması ve kolaylaşması ile birlikte, Uzak Doğu ve gelişmekte olan diğer ülkeler çok hızlı bir ekonomik gelişme süreci yaşayınca, bu refah hızla tükenmeye başladı

 

İspanya’da işsizlik %25’e çıkmış; ama hala çalışanların umurunda değil !!! 

Şirketleri kar etmiş, etmemiş hiç düşünmüyorlar bile. Onlara göre şirketin birinci görevi çalışanın maaşını zamanında eksiksiz ödemek ve istihdamı devam ettirmektir

 

Ne yazık ki Avrupalıların çoğu ve özellikle uluslararası ticaretten uzak olanlar, kazanç üretmeyen / kar etmeyen bir şirketin orta dönemde yaşayamayacağını ve iflas edeceğini; iflas etmeden önce de işçi çıkarımına (tenkisata gideceğini) algılamış değiller. 

 

Şirketlerin karsızlığını sadece ve sadece kötü üst yönetime bağlıyorlar; hep “bizde suç yok; suç onlarda (üst yönetimde)” diye düşünüyorlar. 

 

Daha da kötüsü buna kalben de inanıyorlar

 

Mutlaka ki üst yönetiminde suçu vardır. Ama eğer batı Avrupalı maaşlı çalışanlar, varlıklarının ancak öncelikle şirketin var olması ile olabileceğini anlarlarsa ve bunun için gerekli özveriyi yaparlarsa, içinde oldukları işsizlik sarmalından çıkabilirler. 

 

Ne yazık ki ekonomik olarak hızla gelişen Türkiye’mizde de bu türlü emek piyasası sertlikleri ve esneksizlikleri hızla yayılıyor. 

 

Patron ve girişimci olmayıp maaşla çalışanlar, varlık nedenlerinin / hikmeti vücutlarının şirketin kazanç üretmesi olduğunu anlamamakta direniyorlar. 

Bu yolun bir sonu olmadığı Avrupa’da görüldü. Ama herkes ancak yaşadığı kişisel deneyim kadar bilgi sahibi olabilir değil mi ? 

 

İşin diğer tarafında ise, ülkemizde Avrupa’da pek olmayan (ya da artık sayıları çok azalmış) “Kapitalist Patron” tipi var. Yani çalışanını kuma gibi görüp ona olası olduğu kadar uzun süre haklarını vermeyen patron tipi… 

Çalışan benim emrimdedir; ne istersem yapmak zorundadır ve yapacaktır” diye düşünen patron tipi… 

 

Harama ve helale inanan, ama en büyük haram olan (çalışanının) kul hakkını yemekten de çekinmeyen patron tipi…

 

Tabi Batı dünyasının nerede ise 200 yılda tamamladığı Sanayi Devrimini ve kırsal / tarımsal üretim modelinden hizmet / bilgi üretim modeline geçişi 20-30 yılda tamamlamaya çalışırsanız bu tür arızaların çıkmasını da çok olağan dışı karşılamamak gerekir değil mi ? 

 

 

Ertuğ Yaşar; 

Tuzla, İstanbul; 11.07.2013

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Deniz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 970 87 88 | Haber Scripti: CM Bilişim