TURKON'UN SERMAYESİNİ DAĞITIYORUZ
Sayın Başkan Türk deniz ticareti son yıllarda yoğun bir yükseliş gösteriyor. Dünyadaki olumlu gelişmeler Türk denizciliğine de ciddi manada yansıması oldu. Son beş yılın ve özellikle sizin DTO başkanlığı dönemindeki deniz ticaretinin bir analizini yapar mısınız?
Denizcilik sektörü 58 ve 59. hükümetler dönemi ile birlikte özellikle 2002 yılının sonundan itibaren başlayan yükselen trendi analiz etmekte fayda var diye düşünüyorum. Bu dönem benim başkanlığı dönemime tesadüf etmektedir. Böyle baktığımızda son senelerde 2001 krizinden sonra Türk ekonomisinden sonra başlayan yükselmeyle denizcilik sektörü dünyada ise 2000 yılının sonlarında başlamıştır. İyileşme süreci ise bu hükümetin başa gelmesi ve bizim seçimle DTO’da göreve başlamamızla birlikte örtüşmektedir. O dönemden bu döneme dünya denizcilik piyasasında tarihin görmediği bir navlun fiyatı ortaya çıkmış ve bununla birlikte yüksek gemi fiyatları oluşmuştur. Arada ufak tefek inişler olduysa da bugün gelinen noktada tarihsel ortalaması yüksek dolayısıyla bu sektör dışarıda diğer sektörlerden, hizmet verdiği alanlardan çok ciddi kazanımlar elde etti. Bu sektör zamanında çok sıkıntılar çekilen bir sektör ama diyebiliriz ki 2000 yıllarda başlayan iyileşme süreci son 50 yılın hatta tarihin en iyi dönemi olmuştur. Özellikle 1980’li yıllarda başlayan çok kötü bir piyasa vardı. Sonra ara ara 1990 ve 95 yıllarında belli dönemlerde iyileşmeler geçmişteki kötü piyasalarda sıkıntı çekenler için bir ikramiye oldu. Son dönemde ise inanılmaz büyük kazanımlar yaşandı. Buna baktığımız zaman sektörde genel olarak armatörlerden başlayan bu kazanç süreci, yan sanayinizde gelişmesine ve kazanımlarına yol açmıştır. Tersanelerin çok ciddi kazanımları ortaya çıkmıştır. Dünyadaki ekonominin ortalamanın üzerinde büyümesi ve emtia fiyatlarının tarihsel değerlerin çok üzerine çıkması sektörün yukarıya doğru ivme kazanmasına yol açmıştır. Bu konuya örnek vermek gerekirse 2001 yılında 200 doların altında olan bir ton gemi saçı bugün 750 dolar civarındadır.
Bununla beraber yan sanayi ürünleri artmıştır. Dünya gemi tonaj kapasitesi geçen sene rakamlarına göre ilk kez 1 milyar DWT’u aşmıştır. Sektör çok ciddi bir şekilde büyüdü. Dünya ticaretinin yüzde 90’nının deniz yolu ile yapıldığını düşürürsek, denizcilik lojistiğin ana konusu konumundadır. Sektör bir anlamda olmazsa olmaz taşıma modlarından biri haline geldi. İçinde bulunduğu finansörlere, katılımcılara çok ciddi paralar kazandırdı.
Sayın Başkan son dönemdeki Türkiye’deki siyasi gelişmeler, Genelkurmay Başkanlığının Hükümete verdiği muhtıra, uluslararası finans kuruluşlarının Türk denizcilik piyasasının bakışını değiştirdi mi?
Son dönemde Türk ekonomisi çok sağlam bir yapıya geldi. Bundan dolayı Uluslararası finans kuruluşları son zamanlarda Türkiye’de toplantılar yapmaya başladı. En son 25 nisanda yapılan toplantıda yoğun bir katılım sağlandı. Siyasi çalkantılar tabi ki ülke ekonomilerini etkiler ama şu anda bize gelen haberlere göre böyle bir olumsuzluk sezilmiyor. Türkiye böyle kırılganlığı atlattı. Giderek Türk ekonomisi daha az kırılgan hale geliyor. Bunda da etken Türk ekonomisinin daha büyük bir boyuta ulaşmasıdır. Türk ekonomisi eskiden daha ufak bir boyutta olduğu için içerdeki bozulmalar, sapmalar dışarıyı az etkiliyordu ama giderek büyüyen bir ekonomi ile dışarıyı daha çok etkilemeye başladı. Yabancıların piyasalarda ve borsada ağırlığı ciddi boyutta ama içeride olan kırılmalar ve sapmaların geçiçi olduğunu yabancılarda anladı diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye büyümede yukarıya doğru bir ivme kazandı. İnişler çıkışlar olur ama ivme hep yukarıya doğru seyreder. Bunu artık geri döndürmek çok zor. Ama şu da bir gerçek içerde olan siyasi gelişmelerin etkisini olacağı ama bununda kısa bir süre içerisinde atlatılacağını bizde biliyoruz, yabancılar da biliyor. Türkiye genç bir ülke zamanla bir çok şeyi rahatlıkla aşacağımıza inanıyorum. Yeter ki birbirimize saygılı olalım. Temel kural hiç kimseye zorlama ve dayatmanın olmamasıdır. Son bir haftada olan olaylar ülkenin büyümesini sadece yavaşlatır. Türkiye’nin gelişen geleceği hem içerde hem de dışarıda bana göre çok yüksek…
Sayın başkan son dönemde gemi inşada atılım yaptığımız hatta çağ atlattığımız söylemleri yoğun bir şekilde işleniyor. Şu da bir gerçek Dünya Gemi inşa sektöründe 23 sıradan 8 sıraya yükseldik. Dört senede tersanelerimiz yüzde 300 arttı. Tersane sayımız 40 iken 130 oldu. Daha da olacak. Piyasalar doyduktan sonra 10-15 yıl sonra ülkemiz bir tersane mezarlığına dönebilir mi? Böyle bir ihtimali var mıdır?
Gemi inşa sanayinde yoğun bir gelişme yaşadığımız doğrudur. Ama bu yeterlimidir. Kesinlikle değildir. Çünkü global oyunculara baktığımız zaman bir Kore bir Japonya bir Çin’i göz önüne aldığımızda daha çok yolumuz var. Dünya kapasitesinde daha çok ufağız. Küçük tonajlı tankerlerde ve küçük sınıf gemilerde Türk tersanelerinin marka olduğu bir gerçektir. Ama gelişmeli ve değişmeliyiz. Yüksek tonajlı gemiler doğru yönelmeliyiz. Yüksek kapasiteli gemilere yönelirken tersane alanlarının da büyümesi lazım. Ama bu demek değildir ki 15-20 yıl sonra Türkiye bir tersane mezarlığına dönecek bu mümkün değildir. Özellikle AK Parti Hükümetlerinin denizcilik sektörüne yaptığı katkı inanılmaz boyutta. Bunu tarih yazacak. Biz sadece kendi alanımızın değerlendirmesini yapıyoruz. Siyaset benim işim değil. DTO olarak benim görev tanımım belli. Ama Başkanlık görevim bittikten sonra vatandaş olarak ta farklı fikirlerimi de söyleyebilirim. Şu anda olaya baktığımızda Hükümetimizin, idaremizin sektörün büyümesi ve gelişmesinde ciddi katkısı vardır. Deniz Ticaret Odası’nın ciddi katkısı vardır. Çünkü mevzuatı yazıp koymakla, hayata geçirmek farklı şey… Sonuçta bilmek önemli ama yapabilmek daha önemli. Gemi inşada Türkiye son senelerde çok büyük yol kat etti. Size bir örnek vereyim Sedef Tersanesini aldığımız 2001 yılında bütçedeki rakamı 225 bin dolardı. Bugün 2007 yılı rakamlarına baktığımız zaman sadece bir gemide milyon dolarlar kazanıyoruz. Gemi inşa sanal büyümüyor, ciddi bir şekilde büyüyor. Bilimsel olarak araştırıldığında son dönemde otomotiv sektöründen de daha fazla büyüyen gemi inşa sektörüdür. Gemi inşa sektörünün en büyük sıkıntısı böyle gelişirken eleman ve alt yapısı sıkıntısı yaşıyor. Onun içindir ki sektör dışardan eleman takviyesi yapmaya çalışıyor. Yalova ve diğer tersaneler de faaliyete geçtiği zaman bu sıkıntı çok büyük boyutlarda olacak.
Sayın Kalkavan biraz da özele yönelelim diye düşünüyorum. Turkon Holding sezonun bombasını patlattı ve Fiba Holding ile Kumport Limanı’nı satın aldı. Turkon olarak liman işletmeciliğinizdeki hedefiniz nedir? Kumport’ta ortaklık hisseniz nedir?
Grup olarak büyürken sektörel yatay yatırımlar yapmak zorundayız. Armatörlükle birlikte Sedef tersanesini alarak armatörlüğün alt yapısı oluştu. Ulaşım sektörünün yatay yatırımları ve entegrasyonunu sağlamak için kara taşımacılığı ve trene yatırımlar gerçekleşti. Burada en son ayağımız liman eksikliğiydi. Turkon olarak bir konteynır terminali eksikliğimiz vardı. Eninde sonunda terminal alacaktık. Başka sektörlere yatırım yaptığımız için konteynır terminalini devamlı erteliyorduk. Fiba Holding ile yüzde 50 ortaklıkla Kumport’u satın aldık. Kumport olayı bugünkü olay değildi. Kumport’u almayı 3 sene öncede düşünüyorduk, kısmet bu sene imiş. Bu konuda kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla gelecek hafta içinde bir basın toplantısı yapacağız.
Sayın Başkan denizcilik sektörü yavaş yavaş karaya çıkmaya başladı. Bu konuda sektördeki öncü ailelerdensiniz. Sektörün dışına çıkmaktaki amacınız nedir?
Sektör olarak sektör dışında ama sektöre yakın turizm amaçlı yatırımlar yapmamız gerekiyordu. Bu yatırımlar grup için sigorta amacı taşıyor. Konsorsiyum yaptığımız yatırımlarda ortaklarımızla beraber Ataköy gibi kendi sevdiğimiz bize yakın olan ve yaşamımızı etkileyen yatırımlara yöneldik. Bu tür yatırımlar değer kaybetmeyen Grubunda sigortası olan yatırımlardır. Bu sayede sermaye dağılımı yapmış oluyoruz. Turizm bizim için hem yaşam şekli, hem de sevdiğimiz bir iş alanı. Birde sermaye dağılım yaparken, bir sektöre bağlı kalmıyorsun. Bu sayede diğer sektörlere sermayeyi dağıtarak, bir anlamada yumurtaları ayrı sepetlere koyarak, hepsinin bir anlamda riske girmesini engelliyorsunuz. Bu sepetlerden biri ilerde grubun sigortasını olur diye düşünüyoruz. Denizcileri karaya çıkartmaktaki maksadımız buydu. Çünkü denizden her zaman böyle kazanamayabiliriz. Ama kazandığınızın bir kısmını güvence olarak bir değere yatırıyorsunuz. Turizm kolay kolay değer kaybeden yatırımlar değil. Çok yüksek kazanmayabilir. Ama değer olarak pek bir şey kaybetmez. Grup olarak önümüze gelen Maris ve Göcek projeleri bu tür yatırımlarımızdır. Bu yatırımları yapmasa idik, Kumport’u çok önceden alırdık. Maris ve Göcek’i almamız Kumport’un alımını biraz ertelemiş oldu. Aynı zamanda bir gayrimenkul yatırımı da önümüze geldi. O bölgede çok ciddi bir gayrimenkul yatırımımız bulunuyor. Bu sayede grup adına ciddi bir rezerv oluştu.
Devam edecek… (Yarın, Deniz eğitimi hakkındaki görüşleri, İTÜ Rektörü Prof. Dr. Faruk Karadoğan ve Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aydın Şalcı hakkındaki suçlamalar, TÜDEV'e bağışlanan araziler ve Levent Akson'un istifası...)
www.DenizHaber.Com.tr (ÖZEL)




























