• BIST 97.886
  • Altın 278,068
  • Dolar 5,8286
  • Euro 6,4899
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 17 °C
  • Antalya 18 °C
  • Muğla 16 °C
  • Çanakkale 17 °C

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Boğazlar'da dünyanın en büyük deniz faciasını mı bekliyor?

Kpt. Dr. HASAN TERZİ

Bir an için Türk Boğazlarından sorumlu Bakan olduğunuzu düşünün. Bir gazeteci size soruyor;

“Sayın Bakanım, Çanakkale Gelibolu önünde aynı yerde, aynı noktada 3’üncü kez büyük çaplı deniz kazası yaşandı. 2015 yılındaki yolcu gemisi ile tanker çatışmasında (çarpışmasında) sızan yanıcı yük alev alsaydı dünyada bugüne kadar yaşanmış en büyük deniz facialarından biri yaşanacaktı. Orada sürekli yaşanmakta olan tehlike ile ilgili ne yapmayı düşünüyorsunuz?”

Muhtemelen cevabınız “çoktan sorunları tespit ettik, şimdi de tek tek çözüyoruz” şeklinde bir şey olurdu.

Peki, yine ilgili Bakansınız ve bu defa aynı sorunu, aşağıdaki senaryoya göre düşünün;

Kimse size sahada yaşanmakta olan gerçek sorunları anlatmıyorsa! Sahada yaşanan sorunları ve gerçekleri raporlayan çalışanlar “sorun var” dedikleri için bürokratlarınız ve yöneticileriniz tarafından korkutuluyor, susturuluyorsa hatta tehdit ediliyorsa. Sorun olduğunu ifade eden uzmanların sesi size ulaştırılmıyorsa. Hiçbir gazeteci veya muhalefet milletvekili size bu türden soru yöneltmiyorsa. Yani her şey size tozpembe gösteriliyorsa ne yaparsınız?

Cevabınız ne olur bilmiyorum ama görünen o ki Boğazlarda Türk halkının canı, malı ve çevre emniyetiyle ilgili sorunlar bu senaryodaki şekilde yönetilmektedir. Bu durumun son derece somut ve güncel örneği de Çanakkale Boğazında yaşanmaktadır.

***

Ne zaman bir deniz kazası olsa tüm devlet yetkilileri “Boğazlarda emniyet bizim için vazgeçilmezdir, ilk önceliğimizdir” diyor.

Dışişleri Bakanlığımızın web sayfasında aynen şu ifadeler yer alır: “Artan tanker trafiği, sadece çevre güvenliğini değil, Boğazlar ve çevresinde yaşayan milyonlarca vatandaşımızın can güvenliğini de tehdit eder boyutlara ulaşmıştır… Bu kapsamda, Boğazlar’da can, mal, seyir ve çevre güvenliğinin sağlanması ülkemizin birincil derecede öncelik verdiği konuların arasında yer almaktadır.”( http://www.mfa.gov.tr/turk-bogazlari.tr.mfa erişim tarihi 15.09.2019)

Peki, bu denli önemli ve birincil öncelik olan emniyeti kim sağlayacak? Nasıl sağlayacak?

TÜRK BOĞAZLARINDA TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİN “GÖZÜ, KULAĞI VE SESİDİR” ONLAR

Boğazlarda Türk halkının canını, malını korumaya; deniz facialarını önlemeye yönelik alınmış en etkin tedbir 1994 yılında yürürlüğe giren Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğüdür.

Emniyet tedbirleri Tüzük ile belirlendi fakat geçen gemileri tam olarak takip edemiyorsanız koyduğunuz emniyet tedbirlerinin uygulanıp uygulanmadığını nasıl bileceksiniz? İşte bu sebeple ikinci önemli tedbir olarak Türk Boğazları Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi kuruldu (TBGTH). Bu sistemde başta radarlar olmak üzere tüm teknik ekipmanlar Boğazların her kesiminde ne olup bittiğinin resmini İstanbul ve Çanakkale’deki merkezlere aktarır.

Tamam, Tüzükle kurallar belirlendi; TBGTH ile Boğazlarda olup biten her şeye ait veriler İstanbul ve Çanakkale merkezlerine aktarıldı, iş bitti mi? Herkes sanıyor ki bu gemiler otomatik olarak kontrol ediliyor ve trafik otomatik olarak yönetiliyor. Yok öyle bir şey. Sistemin yönetildiği ekranları bir görseniz arapsaçına dönmüş karma karışık bir trafik resmi vardır ekranda. İşte mesele o yoğun trafiği algılayabilmek ve devletimizin koyduğu mevzuat kapsamında yönetebilmektir. Bu da çok büyük tecrübe ister. O noktada devreye Deniz Trafik Operatörleri girer.

Hepsi uzakyol kaptanıdır, yani deniz trafiğindeki her manevrayı çok iyi bilirler. Fakat tek başına bu yeterli değildir. Sistemin başına oturabilmeleri için aylarca süren kapsamlı teorik ve uygulamalı eğitimleri başarıyla geçebilmeleri şarttır. Sonrasında görev alacakları merkezde aylarca görev başı eğitimi alırlar. Eğer amirleri tarafından sistemi sorunsuz yönetebileceklerine kanaat getirilirse ancak o zaman sistem yönetim konsolu başına oturabilirler. Bu da yetmez çalıştıkları süre boyunca onlara düzenli ve sürekli olarak gözden geçirme ve tazeleme eğitimleri verilir.

Çünkü kolay iş değildir yaptıkları. Türk halkının canının, malının, tarihi kültürel değerlerinin, deniz çevresinin korunması 7 gün 24 saat boyunca onlara emanettir.

Türk Boğazları'nda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin “Gözü, Kulağı ve Sesidir” onlar.

Sürekli baskı altında iken, çok zorlu, stresli durum ve olayları sorunsuzca yönetebilmeli ve dikkatlerinin hiç dağılmaması gerekir.  İçinde bulundukları bu koşullar sebebiyle kalp krizi ve hastalıkları vakaları en çok onlarda görülür. O sebeple beslenmelerinden tutun görev yaptıkları ortama, dinlenme saatlerine, vardiya düzenlerine kadar son derece hassas davranılmalı ve tüm çalışma koşulları çok iyi hale getirilmelidir.

Getirilmelidir lakin;

En etkin emniyet tedbirimiz olan Tüzükte belirtilen emniyet kurallarına uyulmadığına ilişkin raporlama yaparlar, “emniyet zafiyeti oluşuyor” derler ve yönetim kadroları tarafından sorgulamaya çağırılırlar, korkutulurlar.

1999 yılının teknolojisiyle kurulmuş TBGTH sisteminin teknik ekipmanlarıyla ilgili yaşanan aksaklıklar emniyet zafiyeti oluşturuyor diye raporlama yaparlar yine sorgulanırlar.

İşyerinde yemekleri kesilir sefertasıyla iş yerine yemek taşırlar.

Utanarak yazıyorum, temizlik malzemesi gönderilmez ceplerinden ödeyerek aldıkları temizlik malzemesiyle devletimizin tuvaletini ve çalışma alanlarını kendileri temizlerler,

İçme suyu bile gönderilmez ceplerinde pet su şişeleriyle işe giderler.

Olur mu öyle şey demeyin çok daha fazlası oldu ama uzatmayayım.

Bundan sonrasına biraz daha dikkat lütfen!

DÜNYADA YAŞANMIŞ DENİZ FACİALARI LİSTESİNE İLK SIRADAN GİREBİLECEK…

Nisan 2005. Çanakkale Gelibolu önünde çok büyük bir kaza yaşandı 3 mürettebat ezilerek feci şekilde can verdi.

Haziran 2015. Çanakkale Gelibolu önünde aynı yerde, aynı noktada çok büyük bir kaza tekrar yaşandı. Dünyada yaşanmış deniz faciaları listesine ilk sıradan girebilecek büyüklükteki kaza çok ama çok ucuz atlatıldı. Tankerle yolcu gemisi çatıştı. Yolcu gemisinde 1235 yolcu, tankerde ise alev almamış olması mucize olan yanıcı, parlayıcı, uçucu ve son derece tehlikeli bir madde olan nafta vardı.

Saha çalışanları “Çok fazla teknik sorunumuz var bu kazaları çalışanlar olarak önlemeye imkanımız yok yönetim kadroları tarafından tedbir alınmalı” diye yalvardılar adeta. Üyesi oldukları dernek aracılığıyla Gelibolu önündeki sorunları anlattıkları raporu 20.08.2015 tarihinde KEGM’ye sundular. Fakat yine hiç bir tedbir alınmadı.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi kazaların olduğu o bölgede Çanakkale Köprü inşaatının deniz çalışmaları yoğunlaştı. Köprü bacaklarından dolayı gemilerin geçiş yaptığı koridor da daraltıldı. Yani bölgedeki risk daha da arttırıldı.

Bakanlığın 15 Ağustos 2019 Tüzük değişikliği ile ise Çanakkale Boğazı içinde eskiye oranla iki kat daha fazla sayıda tankerin aynı anda bulunabileceğine dair düzenleme yapıldı. Bu düzenleme ile risk artık kabul edilemez ve neredeyse yönetilemez boyutlara ulaştı.

Çanakkale Gemi Trafik Hizmetleri çalışanları içinde bulundukları zorlu koşullarda Türk halkının can, mal çevre emniyetini koruyup kollayabilmek için resmen tek başlarına bırakılmışlardı. Kazalar olmaya devam ediyor fakat mevcut sorunlar olduğu gibi duruyordu. Yetmiyor gibi yetkililer yeni risklerin oluşmasına neden olan düzenlemeler yapıyordu. Çalışanların ise kaza olmasını önleyebilmek için mevcut emniyet tedbirlerini daha da titiz ve hassas uygulamaya çalışmaktan başka yapabilecekleri hiç bir şey yoktu.

Fakat yine azar işittiler, yine tehdit edildiler. Sorunları çözmeye gayret gösteren kimse yoktu fakat onları korkutmaya, yıldırmaya, tehdit etmeye herkes nedense çok hevesliydi.

İnanılır gibi değil ama tüm bunlar yaşanırken 25 Ağustos 2019’da Çanakkale Gelibolu önünde aynı yerde, aynı noktada iki dev gemi yine çatıştı. Çok şükür, bu kez de kaza ucuz atlatıldı.

Şu anda ise Çanakkale Gemi Trafik Hizmetleri çalışanlarının neredeyse tamamı soruşturma geçirmekteler. Devletimizin yürütmekte olduğu ve sürecin devam ettiği soruşturma ve içeriğiyle ilgili elbette hiçbir yorum yapmayacağım. Ortada suç unsurları varsa ve suç oluşmuşsa elbette gerekli cezalar verilmelidir. Benim tek temennim yürütülmekte olan mevcut soruşturmada bu yazımda ifade ettiğim gerçeklerin de dikkate alınıyor olmasıdır.

***

Son yıllarda KEGM’nin tüm birimlerinde korku kültürü son derece derinleşmiştir. Çalışanlar sorunları raporlayamaz hatta konuşamaz hale getirilmiştir. Gerçek sorunlar karar verici makamlara ulaştırılamamaktadır. Böyle olunca da gerçek sorunla değil suni gündemlerle zaman ve enerjiler harcanmaktadır. Örneğin Gelibolu önündeki büyük tehlike tüm çıplaklığıyla ortadadır. Ama yıllardır tedbir alınmamaktadır. Kazalardan ve olaylardan ders çıkartıp gerekli önlemleri alabilmek bilgi ve veri dolu çalışmalar yapmayı gerektirir. Geçici bürokrat politikaları ve korku kültürüyle çözüme yönelik hiçbir yere varılamayacağı aşikardır. Geç olmadan bu gerçeğin görülmesi şarttır.

Son olarak farklı bir şekilde tekrar soruyorum!

Siz Boğazlardaki emniyetten sorumlu Bakan olsanız bu yazıdaki gelişmeleri ve onların doğurduğu sonuçları gördükten sonra önünüze konan her yeni uygulamaya ve düzenlemeye gönül rahatlığıyla imza atabilir miydiniz?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
yorum
21 Eylül 2019 Cumartesi 22:30
22:30
kendileri birer facia olduğundan faciaları seviyor olabilirler..
5.27.250.24
Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Deniz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 970 87 88 | Haber Scripti: CM Bilişim