• BIST 119.339
  • Altın 395,576
  • Dolar 6,8556
  • Euro 7,7458
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 28 °C
  • İzmir 27 °C
  • Antalya 25 °C
  • Muğla 23 °C
  • Çanakkale 29 °C

Denizcilik Genel Müdürü’nden İletişim Başkanlığı’na “Kanal İstanbul” yalanlaması

Kpt. Dr. HASAN TERZİ

Herkes, Kanal İstanbul tartışmalarıyla meşgulken 17 Ocak 2020 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Türk Denizciliğinin idari yapısında bir kez daha esaslı değişikliğe gidildi.  

Bu Kararnameyle Türkiye’nin refah, güvenlik, sağlık, mutluluk kaynaklarının başında yer alan denizlerimizi ve Türk denizciliğini yönetecek idari yapı köklü bir değişime uğradı. Son 8 yıl içinde 3üncü kez yapılan değişiklikle Türk Denizciliğinin idari yapısı adeta yapboza döndü.

Yakın tarihteki önemli değişiklikler:

Kasım 2011’de Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı kapatıldı. Bakanlığın adına “Denizcilik”  ifadesi eklenerek Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı kuruldu. Bu değişimle denizcilik idari yapısı Bakanlık Müsteşarlığı ve 5 Genel Müdürlük düzeyinde yönetilmeye başlandı.

2018 yılında yeniden yapıda değişikliğe gidilme gereği duyuldu ve “Denizcilik” ifadesi Bakanlığın adından çıkartılarak yeni ad Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı oldu. Müsteşarlık makamları da kaldırıldı.

17 Ocak 2020’de idari yapıda yeniden değişikliğe gidilme gereği duyuldu ve 5 Genel Müdürlük bu defa 2 Genel Müdürlüğe dönüştürüldü. Tüm yapının en üst seviyesinde yer alan Denizcilik Genel Müdürlüğü kuruldu.

Peki bu son mu ve bu defa tutacak mı? 2011 yılı değişikliğinde de söylemiştim şimdi de söylüyorum: Mevcut zihniyet ve politikalar değiştirilmezse bu yeni idari yapı da kalıcı olamayacaktır.

***

UYGULADIĞI İSTİKRARLI DENİZCİLİK POLİTİKALARIYLA KISA BİR SÜRE İÇİNDE DÜNYA HAKİMİ HALİNE GELEN AMERİKA

Türkiye’de gerek toplum olarak gerekse ülkeyi yöneten hükümetler olarak denizlerin ve denizciliğin önemi bir türlü tam olarak anlaşılamadı/benimsenemedi. Halbuki istikrarlı bir yapıda, kalıcı devlet politikalarıyla denizcilik sektörü siyasi, askeri, ekonomik perspektifte bir bütün olarak ele alınsa Türk halkının kaderi yeniden şekillenmeye başlar.

Çünkü denizciliğin sağlayacağı birkaç temel fayda şunlardır;

-    Güçlü bir ticaret filosuyla, liman ve deniz işletmeciliğiyle, gemi inşa sanayisiyle, deniz madenciliğiyle, deniz turizmiyle, suyolları yönetimi teknolojileri ve yazılımlarıyla dünya ticaretinde söz sahibi olur, ülkenizi zenginleştirirsiniz; ülkenizin refahını ve uluslararası saygınlığını arttırırsınız.

-    Başta balıkçılık olmak üzere deniz ürünleri yetiştiriciliği ve avcılığıyla hem ticaret yapıp ekonominizi hareketlendirirsiniz hem de ülkenize doğal, sağlıklı besin ürünleri sağlarsınız; sağlıklı nesiller yetiştirirsiniz ve ülkenizin geleceğini garanti altına alırsınız.

-    Çevre bilinci yüksek bir topluma dönüşerek tertemiz denizlerinizle, kumsallarla, sahillerle iç içe olursunuz, su sporlarıyla uğraşırsınız; huzurlu, mutlu ve sağlıklı bir toplum oluşturursunuz.

-    Bilimsel araştırmalarınız, akademik çalışmalarınız, tecrübeli uzmanlarınızla dünya denizciliğine yön veren uluslararası kuruluşların etkin pozisyonlarda söz sahibi ülke olursunuz; dünya denizciliğinde yaşanacak olan değişimleri siz belirler, siz yönetirsiniz; dünya tarafından yönetilen değil dünyayı yöneten olursunuz.

-    Güçlü bir donanmayla hem ülkenizi korur hem de deniz ticaret yollarında, dünyanın en kritik, stratejik bölgelerinde hakimiyetinizi göstererek saygın ve güçlü dünya devleti olursunuz.

Evet, denizlerdeki faaliyetlerini ulusal politika haline getirip iyi yöneten toplumların refah düzeyleri de ulusal güvenlikleri de sosyal yaşantıları da olumlu yönde gelişir ve tüm bunların bileşkesi olarak o toplum güçlü bir toplum, devlet haline dönüşür.

Bu şekilde kendi kaderlerini değiştirmiş toplum örnekleri de mevcuttur. Yakın tarihimizin en somut örneği ise 20. yüzyıla girerken uyguladığı istikrarlı denizcilik politikalarıyla kısa bir süre içinde dünya hakimi haline gelen Amerika’dır. 19. yüzyıla girerken bağımsızlık mücadelesi vermekte olan ve iç savaşlarla uğraşıp duran Amerika 20. yüzyılda birdenbire dünya devi olabilmiştir!

Peki biz bunları yapabilir miyiz? Teorik söylemde elbette yaparız. Bunu sağlamak için hükümet programlarının, devlet politikalarının bu yönde belirlenmesi ve bu amaca ulaşacak şekilde idari yapılanma oluşturulması gerekmektedir. Bu yapılanma sağlandıktan sonra ise istikrarlı yönetim kadrolarıyla adım adım hedefe ilerlenmelidir. Yani işin temelinde devletin denizciliğe bakış açısının değişmesi yatmaktadır.

Teorik söylem böyle lakin uygulamamız nasıl şimdi de ona bakalım.

ZİHNİYET BİR TÜRLÜ DEĞİŞMİYOR

Anlaşılması kolay olsun diye sağlık sektöründen örnek vermek istiyorum. Sağlık sorunu yaşandığında “git herhangi bir doktora çözsün derdini” diyebiliyor muyuz? Kalp rahatsızlığı olup da dermatoloğa giden var mı? Hadi gitti diyelim dermatolog o tür bir hastaya tedavi uygulayabilir mi? Beynindeki tümörün alınması şart olan bir hasta aile hekimliğine mi gider? Hadi gitti diyelim aile hekimi böyle bir operasyon yapabilir mi?

Denizcilik de tıpkı bu örneklerde olduğu gibi uzmanlaşma isteyen onlarca alt sektörden oluşmaktadır. Fakat mevcut idari yapıda tüm alt sektörlere ait uzmanlaşmış kadrolarımız yoktur. Her tür sorunla ilgili aynı uzmanların çalışması ve çözüm üretmesi beklenmektedir. Yine sağlık sektöründen örneklersek denizcilik idari yapımızda hangi sorununuz olursa olsun gidebilecek olduğunuz tek hekim pratisyen hekimdir. Kanserle de o mücadele edecek, cerrahi operasyonları da o yapacak, Corona türü ortaya yeni çıkmış virüslerle de o başa çıkacak,…. Türkiye’de böyle bir sağlık sistemini kimse kabul etmez ama denizcilik sisteminin tam da bu şekilde olunduğunu sanırım bilen çok azdır.

Amacım denizcilik idari yapımızda büyük özverilerle görev yapmakta olan yöneticiler ve denizcilik uzmanlarımızı kötülemek değil kesinlikle. Onlar bir yandan Türk denizciliğinin gelişmesi için mücadele verirken diğer yandan mevcut sistemin zorluklarıyla da baş etmek zorunda kalıyorlar. Onların sorunu da sürekli değişen idari yapı. Her idari yapı değişiminde konumlar da değişiyor.  Bir alanda tam uzmanlaşmaya başlıyorlar ki yeni bir değişiklik oluyor ve herkesin yeri değişiyor. Bakanlıkta görevler ve makamlar, odalar ve masalar neredeyse hiç sabit kalamıyor. Sürekli bir değişim, sürekli bir hareket var. Bu yapıda nasıl olsun da kalıcı ve istikrarlı ulusal politikalar belirlenip uygulanabilsin?

Gelişmeler göstermektedir ki Türk denizciliği sorunlarının sadece idari yapı değişiklikleriyle çözüleceği varsayılmış ve yukarıda belirttiğim türden temel sorunlar her dönem göz ardı edilmiştir. Son çeyrek asır incelendiğinde idari yapıdaki en köklü değişiklik, 1 Kasım 2011 tarihinde gerçekleşmiş fakat orada da ihtisaslaşmaya önem verilmemiştir. O tarihte de yapılan değişikliğin sorunların çözümüne katkı sağlamayacağını savunduğum bir köşe yazısı yayımlamıştım. Yazımdaki uyarıları dikkate alıp gelişime katkı sağlayacak düzenlemeler yapmak yerine hakkımda idari soruşturma başlatılmış ve soruşturma sonucunda da idari ceza almıştım.

Tamam da bana ceza verilmesi, benim o dönem susturulmam sorunları düzeltecek miydi? Elbette hayır. Nitekim Temmuz 2018 de Bakanlığın adından “Denizcilik” ifadesi çıkartılarak yapıda yeniden değişikliğe gidilmek zorunda kalındı. Peki o defa düzeldi mi? Maalesef yine hayır.

17 Ocak 2020’de idari yapı yine değiştirilmek zorunda kalındı. Düzelecek mi? Bence yine hayır. Çünkü zihniyet bir türlü değişmiyor.

DENİZCİLİK GENEL MÜDÜRÜ, İLETİŞİM BAŞKANLIĞI’NI YALANLADI

Çok ilginç bir gelişmeyi aktararak yazımı sonlandırmak istiyorum. Başlarken de belirttiğim üzere Türk denizciliğinin yeni idari yapısının en üst seviyesinde yer alan Denizcilik Genel Müdürü 6 Şubat’ta Deniz Ticaret Odası Meclis Toplantısında kamuoyu karşısına çıkıp yeni yapıdan bahsetmiş. Denizcilik sektör basının öne çıkarttığı söylemleri incelediğimde gördüm ki yeni Genel Müdür bu köşeden yaptığım eleştirilerle ilgili açıklamalar yapma gereği duymuş. Ne yazıktır ki gelişime katkı sağlamak amacıyla yaptığımız eleştireler dikkate alınmak yerine tıpkı geçmişte de yaptıkları gibi yine tutarsız söylemlerle onları örtbas etmeye çalışıyorlar. Bana laf yetiştireyim derken de Kanal İstanbul projesiyle ilgili Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının söylemlerini adeta yalanlamış oluyorlar. Yaptıkları mevzuat düzenlemelerinin ne denli hatalı olduğunu vurgulamış oluyorlar. Bunları övünmek için söylemiyorum ne kadar kötü durumda olduğumuzu anlatabilmek için örnek veriyorum. İdari yapı değişti değişmesine de zihniyet hala eski zihniyet. Ben gelişime katkı sağlamaya yönelik eleştirilerime devam edeceğim, umarım yetkililer de eleştirileri ört bas etmeyi bırakarak sorun tespiti ve çözüm çalışmalarına bir an önce başlarlar.

NOT: 1- Türk denizciliği idari yapısındaki değişikliklerin detaylarını merak edenler 30 Ağustos 2019 tarihinde “Türk Denizciliği Bitiriliyor Haberiniz Olsun” başlığıyla yayınlanan yazımdan faydalanabilirler.  

2- Kanal İstanbul’la ilgili İletişim Başkanlığı tarafından hazırlanan web sayfasında Kanal İstanbul’un yapılmasına gerekçe olarak gemilerin Boğazda geçmek için bekliyor olmalarının doğurduğu sorunlar da gösteriliyor. Denizcilik Genel Müdürü ise konuşmasında gemilerin bekleme sürelerinin azaldığını, geçişlerin hızlandığını ve bunun da 15 Ağustos 2019 tarihli Cumhurbaşkanlığı Yönetmeliğiyle gerçekleştirildiğini söylüyor. Birbirinin 180 derece zıttı olan bu tür çelişkiler bir sonraki yazımın konusu olacak.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
İsimsiz Denizci
18 Şubat 2020 Salı 12:11
12:11
Azalmış bekleme süreleri ortalama 15 sat büyük tankerlerde 30 saat. Çarpıtma yapmaya ne gerek var. Bunlar herkesin kafasındaki şeyler ben söylediydim bana cevap verdi megalomanlığı komik olmuş.
212.174.135.205
Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Deniz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 970 87 88 | Haber Scripti: CM Bilişim