• BIST 1.144
  • Altın 494,488
  • Dolar 8,0690
  • Euro 9,5402
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 19 °C
  • Antalya 23 °C
  • Muğla 19 °C
  • Çanakkale 17 °C

Gemimiz su alıyor, müdahale etmezseniz batma tehlikesi yaşayacağız

Kpt. Dr. HASAN TERZİ

Su alıyoruz diye sizi uyaranlarla uğraşmayı bırakın ve gemiyi kontrol edin artık. Ne kadar gözdağı verirseniz verin biz yine haykıracağız çünkü hepimizin içinde bulunduğu gemimiz su alıyor. Müdahale etmezseniz hep birlikte batma tehlikesi yaşayacağız.

***

Kaptan olarak mesleğimizin en önemli sorumluluklarından biri de gemimizde su kaçağı olup olmadığını düzenli ve sürekli olarak kontrol etmektir.

Çünkü su almaya başlayan bir gemide tespiti ne kadar erken yaparsanız oluşacak kayıpların da minimum seviyede kalmasını sağlarsınız. Gerekli müdahaleyi vaktinde ve etkin olarak yapamazsanız geminiz batma tehlikesine girer.

Yaşadığınız ülke de tıpkı gemi gibidir. Oluşmaya başlamış sorunları vaktinde tespit edip çözüm üretmezseniz başınıza yeni ve daha büyük sorunlar açılır. Müdahalede gecikirseniz ülkeniz tıpkı bir gemi gibi batma tehlikesiyle yüz yüze gelir.

Denizcilik alanında ülke gemimizin su aldığını uzun zamandır söylüyorum. Su aldığımız tespitini yapmak zorunda olan asıl sorumlular ise ne su aldığımızı görüyor ne de su aldığımız uyarılarını dikkate alıyor.

Hemen güncel ve hayati bir örnek vereyim:

2015’te Suriye sınırında Rus savaş uçağı düşürüldü. Türkiye-Rusya krizi baş gösterdi. Türk Boğazlarını sadece ticari menfaat olarak gören kesimler bu kriz sürecinde Türk Boğazlarının siyasi önemini yeniden hatırladı. Bütün dünyada Türkler Boğazları kapatır mı kapatamaz mı tartışmaları başladı. İşte o gün Boğazlardaki idari yapının son derece güçlü olması gerektiği, verilen her türlü hizmetin kamu eliyle verilmesinin ne denli hayati önemde olduğu da bir kez daha ortaya çıktı. Bunu her ortamda söyledik ama kriz geçtikten sonra karar vericiler yine ticari menfaatleri ön plana almayı tercih ettiler. İdari yapıyı güçlendirmek yerine özellikle 2017’den itibaren bozmaya başladılar. 2018 sonunda ise Boğazlardaki bazı hizmetleri özelleştirmeye çalıştılar. Çok tehlikeli, yapmayın, etmeyin dedik durur gibi yaptılar ama 8 Ocak 2020’de çıkarttıkları yeni yönetmelikle hem anayasayı hiçe saydılar hem de özelleştirme maddelerini korudular.  Tamam, 2015’i hemen unuttunuz da geldiğimiz günde yine Suriye’deki gelişmeler sonucunda Rusya’yla kriz oluştu. Boğazlardaki idari yapının güçlü olması gerekliliği ve verilen hizmetlerin kesinlikle kamuda kalmasının hayati önemde olduğu yine ortada.

Bu tespitlerimden sonra Denizcilik Genel Müdürünün 6 Şubat’ta yaptığı türden savunmalar, örtbaslar hemen gelecektir; “Şu mevzuatta şöyle yazıyor bu mevzuatta böyle yazıyor o yüzden özelleştirme olamaz. Bu konu kırmızıçizgimizdir”. Bırakın bu tür söylemlerle toplumu yanıltmayı artık. Mevzuat da normlar hiyerarşisi de ortadadır: 1 Nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi Madde 478 ve 8 Ocak 2020’de çıkarttığınız Yönetmelik Madde 2/1 ve Madde 6/9 gereği özelleştirmenin önü net biçimde açıktır. Özelleştirme olmaz diye sığındığınız Madde 2/3 tamamen göz boyamadır ve zaten Madde 2/1 ile 180 derece çelişir. Çözüm mevzuatı “asla özelleşemez” hükmünün yer aldığı 2003’deki haline döndürmektir. O hükmü yeni mevzuata ısrarla koymadığınız için bugün bunları tartışıyor ve yaşıyoruz zaten. Lütfen görün ve anlayın artık; birileri ticari menfaat peşinde ama bu sevda savaş veya savaş tehdidi durumlarında Boğazlarda güvenlik zafiyeti oluşturur, ülkemizi tehlikeye sokar.

***

8 Ocak Yönetmelik değişikliği Türkiye’deki çok ciddi bir başka sorunu daha su yüzüne çıkartmıştır. Anayasamızda “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” denmektedir. Lakin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı 8 Ocak 2020 tarihli yeni Yönetmelik ile adeta bu yolu boşa çıkartacak bir hamle yapmıştır. 2018 Yönetmeliğinin hukuka aykırı olduğu ve telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracağı gerekçesiyle Danıştay nezdinde davalar açılmıştı. Bizzat benim dava dilekçemde bu hizmetlerin özelleştirilmesinin doğuracağı güvenlik zafiyetleri gerekçeleri ve örnekleriyle anlatılmıştı.  Danıştay bu davaları görmeye başlamıştı. Fakat Bakanlık görülmekte olan davalara konu olan yönetmeliği kendisi iptal ederek davanın konusunu ortadan kaldırdı. Bunu yaparken davaya konu olmuş sorunları çözümleyerek yeni yönetmelik çıkartsa hadi neyse, dava konusu maddelerin korunduğu ve iptal ettiği yönetmelikle neredeyse bire bir aynı olan yönetmelik 8 Ocak’ta yayınladı. Danıştay’ın olası iptal kararını henüz dava sürerken peşinen By-Pass etmiş oldu.

Ne yapalım şimdi sıfırdan yeni dava mı açalım? Tamam, açalım da o dava da sürmekteyken Bakanlık dava edeceğimiz yönetmeliği kendisi tekrar iptal eder ve yeni bir yönetmelik daha yayınlarsa ne olacak? Yine sil baştan mı yapacağız? İdarenin yetkisini kullanarak tesis ettiği işlemlerdeki keyfiliği önlemek ve idare edilenleri korumak için oluşturulan denetim mekanizmasının İdare tarafından By-Pass edilmesi hukukun üstünlüğüne, hükümetimize olan güvenin sarsılmasına sebep olmuştur. Ülkemizin birlik ve bütünlük içinde hareket etmek zorunda olduğu şu günlerde Türkiye’nin geldiği çok tehlikeli bir durumu daha ortaya çıkarmıştır. Bu tür uygulamalar normalleşip yaygınlaşmadan; idare edenlerle idare edilenler arasında uçurum oluşmadan bu büyük sorunun ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Verdiğim bu örneğe benzer pek çok örnek var lakin hepsinde özet şu şekilde;

“Su alıyoruz” diyoruz hakkımızda soruşturma açıyorlar.

“Su alıyoruz” diye rapor hazırlayıp ilgili kurumlara gönderiyoruz umursamıyorlar.

“Su alıyoruz” diye ilgili bürokratlarla görüşme yapıyoruz “Bakacağız” deyip geçiyorlar.

“Su alıyoruz” diye CİMER’e rapor yolluyoruz cevap bile vermiyorlar.

Çare kalmayınca mahkemeye başvuruyoruz.

“Su alıyoruz” diye dava açıyoruz açtığımız davayı By-Pass ediyorlar, hukuk yolunu da tıkıyorlar.

Çare kalmayınca sesimizi medya üzerinden duyurmaya çalışıyoruz.

“Su alıyoruz” diye medyada yayın yapıyoruz duymamazlıktan geliyorlar.

Daha da ötesi “su alıyoruz diye” ısrarla uyarılarımızı yaptığımız medya kuruluşunun sorumlularına sabahın dördünde baskın yapıyorlar, gözaltına alıyorlar, tutukluyorlar, yayınlarına erişim yasağı getiriyorlar.

İyi de siz tüm bunları yaparken gemi su almaya devam ediyor ki. Sorun bizim su aldığımızı söylüyor olmamız değil ki. Sorun “gemimizin su alıyor olması” ve “sizin bunu görmüyor olmanız.”

Bunu göremediğiniz için gerekli tedbirler alınamıyor ve gemi batmaya mahkum bırakılıyor.

Hala anlamayanlar için özet: “Su alıyoruz diye sizi uyaranlarla uğraşmayı bırakın ve gemiyi kontrol edin artık. Ne kadar gözdağı verirseniz verin biz yine haykıracağız çünkü hepimizin içinde bulunduğu gemimiz su alıyor. Müdahale etmezseniz hep birlikte batma tehlikesi yaşayacağız.”

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
emekçi
14 Mayıs 2020 Perşembe 19:40
19:40
bi ele geçiremediğiniz boğazlar kaldı ALLAH gözünüzü doyursun işgal kuvvetleri gibisiniz iyiki montrö var olmasa onuda yaparsınız.
88.247.188.184
Hızır
03 Mayıs 2020 Pazar 22:14
22:14
AMBARLI limanında Monrö anlaşması geçerli değil , olamaz...ama Türk boğazlarında geçerli ve yürürlükte
176.43.28.98
Yorum
22 Mart 2020 Pazar 00:33
00:33
Bence çoktan battık dipte zihin bulanık şuur kapalı komada duruyoruz beyin ölümü gerçekleşmek üzere...
94.235.8.87
V. Kerkis
08 Mart 2020 Pazar 17:16
17:16
Ambarlı limanında özel kılavuzluk oluyor da boğazda niye olmuyor.
176.88.138.71
Yazarın Diğer Yazıları
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Deniz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 970 87 88 | Haber Scripti: CM Bilişim