• BIST 1.384,680
  • Altın 498,85
  • Dolar 8,8420
  • Euro 10,3500
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 29 °C
  • Antalya 28 °C
  • Muğla 29 °C
  • Çanakkale 27 °C

Türker Ertürk: Türk Deniz Kuvvetleri iyi durumda değil!

Türker Ertürk: Türk Deniz Kuvvetleri iyi durumda değil!
Woman TV’de yayınlanan ‘Seyir Defteri’ programına konuk olan Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, Doğu Akdeniz’deki son gelişmeler hakkında önemli tespitlerde bulunurken Türk Deniz Kuvvetleri’nin şu an iyi durumda olmadığını söyledi.

Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, Türkiye’nin yaşam kanalı Woman TV’de yapımcılığını Gazeteci Recep Canpolat’ın üstlendiği ve sunuculuğunu TMMOB Gemi Makineler İşletme Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Feramuz Aşkın ile birlikte yaptığı ‘Seyir Defteri’ isimli programa konuk oldu.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmalarına dair önemli açıklamalarda bulunan Ertürk, programda ilginç bir iddiada da bulundu. Ertürk, Türk Deniz Kuvvetleri’nin iyi bir durumda olmadığını iddia etti.

Önce büyük resme bakmamız gerektiğine dikkat çeken Türker Ertürk, “Üzerinde yaşadığımız yer kürenin yüzde 71’i deniz. Yani karalar daha az. Dünyamızın ömrü 4.5 milyar yıldır. Bu yer küre üzerinde yaşam var. Nüfus, 7.5 milyar sınırını geçti. Şunu demek istiyorum. Artık karasal kaynaklar bitme noktasına doğru yaklaşıyor. Eskiden denizdeki kaynakları bu kadar sık konuşmazdık. Niçin? Teknolojimiz zaten burdaki kaynaklara ulaşmaya imkan vermiyordu. Son yıllarda gelişmeler oldu. Karasal kaynaklar bitme noktasında. Artık kaynakların çoğu nerde? Yüzde 71’i deniz olan alanlarda ve kutup bölgelerinde. Hatta şunu söyleyeyim. Kuzey Kutup Bölgesi, 27 milyon metre kare. Bunun 3’te 1’i kara ve buz. Diğerleri deniz. Burada 5 ülke var. Kim bunlar? ABD, Kanada, Rusya, Danimarka ve Norveç. Şimdi burada kıyasıya bir mücadele var. Hatta söyle söyleyeyim, 5 ülkenin bir tanesi NATO ülkesi değil. Diğerleri NATO ülkesi. Öylesine kıyasıya bir mücadele var ki, burada tatbikat yapıyorlar. Örneğin Rusya Federasyonu, denizin altına kıta sahanlığını işar edebilmek için bayrak dikiyor. Bakınız, yukarıya değil; denizin altına bayrak dikiyor. Hatta Grönland’ın hemen güneyinde, Kanada ile arasında bir Hans Adası var. 1.3 kilometre kara. İkisi de NATO ülkesi. Kıyasıya bir mücadele var. Peki, 1.3 kilometrelik bir kara parçası için mi? Hayır, bunun etrafında deniz var. Deniz alanları var. Deniz alanı ne demek? Protein demek, doğalgaz demek, kıymetli maden demek, petrol demek. Şimdi, teknolojinin gelişmesiyle birlikte artık denizleri kıyı ülkeleri paylaşmaya başladılar ve yeni hukuki terimler ortaya çıkardılar. Yani kalanlarını denize taşırabilmek için. En çok bildiğimiz ne? İşte karasuları, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge dediğimiz ekonomik eksplozive. Denizleri paylaşmaya çalışıyorlar. Hatta örnek vermek gerekirse, özellikle münhasır ekonomik bölge önemli. Kıyıdan itibaren 200 mil. Korkunç. Yani 200 mil içindeki nelere sahipsiniz? Balıkçılık alanlarına sahipsiniz. Bunlar protein. Bakınız, sağlıklı çalışan bir beyin için protein lazım. Protein kaynakları tükeniyor. Proteinin çoğu denizlerde. Doğalgazlar var, madenler var. Münhasır ekonomik bölge için genişletiyorlar. Bakın, şöyle söyleyeyim. ABD, yaklaşık 10 milyon metre kare. Denizlerde 10.5 milyon metre kare denizlerde münhasır ekonomik bölgesi var. Yani bir Amerika daha. Avustralya hem devlet hem kıta. 7.5 milyon metre kare. Denizlerde 8.5 milyon kare. Yani birden daha fazla bir alan Avustralya var. Şimdi İngiltere’yi örnek vermek istiyorum. İngiltere şanslı. Tabi, niye? Okyanusun kenarına oturmuş, küçücük bir ülke. 21 kat deniz ülkesi var. Fransa 14 kat. Şimdi gelelim Türkiye’ye. Türkiye’nin, bizim hesaplarımıza göre, yaklaşık 800 bin metre karelik bir kara ülkemiz var. 450 bin kilometre karelik bir deniz ülkemiz, ‘Mavi Deniz’imiz, ‘Mavi Vatan’ımız var. Şimdi, ne yapmamız lazım? Bu Mavi Vatan’a gelecek nesillerimiz için buradan çıkacak katma değer için sahibiyet göstermeliyiz bugünden itibaren” dedi.

seyir_defteri_1.jpg

“MAVİ VATANIMIZA SAHİP ÇIKMALIYIZ”

Türkiye’nin 250 yıllık enerjisi olduğuna dikkat çeken Ertürk, “Doğu Akdeniz’in önemi nereden başladı? Yaklaşık 14-15 yıllık bir süre esasında. 2000’den itibaren esasında. Niçin? Burada petrol ve doğalgaz var. Şimdi bir sürü tahminler yapılıyor. Her araştırmadan sonra bunlar update ediliyor. Şimdi, yaklaşık yani ben şöyle bir rakam veririm. Bunun üstüne başkası bir rakam verebilir mi? Tabiki verebilir. Her araştırma farklı ama biliyoruz ki, yaklaşık 3 trilyon metreküp burada doğalgaz var. 8 milyar varil petrol var. Şimdi şöyle söyleyeyim. Bunun update edilmediğini düşünün. Türkiye’nin 250 yılına yetecek kadar enerji var. Ne yapmamız lazım? Buralara sahip çıkmamız lazım Mavi Vatan’ımız için” ifadelerini kullandı.

“DOĞU AKDENİZ İÇİN GEREKLİ HAMLELER YAPILMADI”

Mevcut iktidarın 2003’ten bu yana Doğu Akdeniz’de gerekli hamleleri yapmadığına vurgu yapan Ertürk, “Şimdi gelelim güncele. Dış politikada hamleleri zamanında yapmanız lazım. Savaşta da öyledir. Eğer, satrançta bir hamleyi zamanında yapmazsanız iş işten geçtikten sonra yapsanız da fayda olmaz. Size şöyle söyleyeyim. Mavi Vatan konusu, Deniz Kuvvetleri bilirdi. Denizciler biraz bilirdi. Genelkurmay bilirdi. Dışişleri bilirdi. İlgili üniversitelerin denizcilik bölümleri bilirdi. Halk bilmezdi. Ben 2010’da istifa ettim. Hatta o günden beri 80 bin kilometre yaptım. Çeşitli yerlerde çeşitli konuları anlatıyorum. Ben ne konusu anlatırsam anlatayım, temelde bir denizcilik mesleği olduğu için bende, mutlaka konuyu Mavi Vatan’a getiririm. Niçin bunu yapmaya çalışıyorum? Farkındalık sağlayabilmek için. Hatta gezi olayları sırasında konu başkaydı. Ne bileyim, Beşiktaş’ta konuştum, ne bileyim, Göztepe Parkı’nda konuştum, Kalifornia’da gittim konuştum. Size şöyle söyle söyleyeyim, Mavi Vatan’a getiriyorum. Hatta ne diyor bu, bu Mavi Vatan ne? Hatta Adalar ve Mavi Vatan konusunda ilk eylemin içinde de ben vardım konuşma yaparken. Bunun için söylüyorum. Bunu herkes konuşuyor ama geçmişte bunları pek konuşmuyorlardı. Şimdi gelelim güncele. Mavi Vatan konusunda ve özellikle Doğu Akdeniz, çünkü özellikle Karadeniz’deki paylaşımı yapmışız, bitirmişiz. Bizim sorunumuz nerde var? Ege ve Akdeniz’de var. Ne yapmamız lazımdı? Hamleleri zamanında yapmamız lazımdı ama bu iktidar 2003’ten beri bu konuda gerekli hamleleri yapmadı. Bakın size şöyle söyleyeyim, paylaşırken en önemli şey ne? Karşı sahilde veya yanınızdaki sahilde kimler var? Çünkü münhasır ekonomik bölgenizi ilan edeceksiniz ve onlarla paylaşacaksınız, masaya oturacaksınız. Kim var karşınızda? Güney Kıbrıs Rum Yönetimi var. Hatta o bölge, biraz tartışmalı bölge. Niçin? İşte kuzeyde Kıbrıs Türk Cumhuriyeti var. Güneyi, Kıbrıs’ın tam temsilcisi olarak kendini kabul ediyor. Münhasır ekonomik bölgesini ilan etti. Bitmedi. Onun karşısında yer alan kim var? Mısır var. 2003’te Mısır ile oturdu. Anlaşma yaptı ve münhasır ekonomik bölgelerini sınırlandırdılar. Bakınız 2003. Şimdi biz, o zamanlar görevde idik. Hatta diyoruz ki, Türkiye münhasır ekonomik bölgesini ilan etsin. Türkiye buralarda aktif olarak görev yapsın. Ne bileyim harp gemisini göndersin! Araştırma gemisini göndersin! İktidar ne diyordu biliyor musunuz? Avrupa Birliği ile ilişkileri bozar, hayır, yapmayalım. En fazla İskenderun Körfezi. Daha bitmedi. 2004 yılına geldik. 2004 yılında Kıbrıs, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, uluslararası anlaşmalara aykırı olarak Londra ve Zürih, Avrupa Birliği’ne girdi. Dedik ki, tabi, dedik ki derken ben değil, devlet aklı dedi ki, kabul etmeyelim, bu aykırıdır. Eğer, Güney Kıbrıs, Kuzey olmadan, Türkiye olmadan bir yere girerse orayı bize operasyonel olarak kullanır ve yarın bir gün, bakınınız bunu ne zaman söylüyor? 2004’te Türkiye’nin devlet aklı. Yarın bir gün bir sorun olduğunda Kıbrıs’la Türkiye arasında o artık 650 bin nufüslu Türkiye ile Kıbrıs arasındaki sorun değil, Türkiye ile 500 milyonluk Avrupa Birliği arasındaki sorun. Bugün bunu yaşıyoruz. Artık sorunlar Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki sorunlar haline geldi. 2004’te Annan Planı, yani Annan Planı, Kıbrıs’ın satışı planı. İktidar, bu yanlışın içinde bulundu. Hatta, size şöyle söyleyeyim. Ben Kıbrıs’ta 1985 ile 1987 arasında görev yaptım. Üsteğmen rütbesinde. Rauf Denktaş’ı o zaman tanıdım. Yani bana deseniz ki, ya Atatürk’ün yanına 5 tane daha Türk büyüğü ilave et. Ben Rauf Denktaş’ı söylerim, biliyor musunuz?  Kendisini rahmetle, saygıyla, minnetle anıyorum. Rauf Denktaş’a düşmanlık etti. Daha bitmedi. Rauf Denktaş’ın ve Türkiye’nin çıkarlarının karşısında yer alan Yorgo Papandreu’ya Erzurum’da Cemal Gürsel Stadyumu’nda ‘Erzurum seninle gurur duyuyor’ diye slogan attırdılar. Daha bitmedi. Kim için slogan attırdılar? Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Ankara’daki kongresinde kim için attırdılar? Barzani için. Şimdi size soruyorum, Türk halkı kiminle gurur duyar? Kendisi için terleyen, çalışan, can veren, katma değer üretenlerle. Yorgo Yorgo Papandreu’yu bizim için katme değer üretmiş olabilir mi? Münhasır ekonomik bölgeyi konuşuyoruz. Bizim haklarımızı ihlal eden bir iradenin temsilcisi. Daha bitmedi. 2007’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi çalışıyor dersine. Lübnan ile. 2010’da İsrail ile anlaşma yapıyor. Yani 10 yıllık periyotta ders çalışmış, bizimkiler uyumuş. Daha bitmedi. Bende işte o dönemler görev yapıyorum. Diyoruz ki, gemimizi gönderelim. Hatta Mavi Vatan’ımız diyoruz burası, burayı ihlal eden araştırma gemisi oldu mu, biz müdahale ediyoruz. Ne bileyim, rotasını tersine çevirmeye çalışıyoruz. Böyle zorlayıcı tedbirler alıyoruz. AB İlerleme Raporu 2009. Türk Deniz Kuvvetleri’ni iktidara Avrupa Birliği şikayet etti. Arkasından Balyoz geldi. Türk Deniz Kuvvetleri’ne operasyon yapıldı” açıklamasında bulundu.

seyir_defteri_5.jpg

“BU ARAŞTIRMALAR PALAVRA”

Doğu Akdeniz’de yapılan sondaj çalışmalarının gerçekçi olmadığına dikkat çeken Ertürk, “Doğu Akdeniz’de herkes oturmuş, dersine çalışmış. Hiç değilse 10 yıllık bir süre içinde. İktidar, satrancın ve dış politikanın gerekliliği olan zamanında gerekli hamleleri yapmamış. Şimdi diyor ki, ben oralara sahibim. Yalan söylüyor. Hatta size şöyle söyleyeyim. Bu araştırmalar da palavra biliyor musunuz? Yani onların çoğu dışarıya karşı değil, içeriye karşı bir mesaj verebilmek için. Yapılabilir eşiklerde doğru işlemleri yapmadıkları için artık işlem geçti” dedi.

“DOĞU AKDENİZ’DE TÜRKİYE’Yİ SATMAYAN TEK ÜLKE SURİYE”

Doğu Akdeniz konusunda Türkiye’yi satmayan tek ülkenin Suriye olduğunu belirten Ertürk, “Bir de şöyle bir tehlike var. Doğu Akdeniz çanağı, çok kıymetli, çok zenginlik var. Buraya, bırakın bölgesel güçleri, küresel güçler geldi. Kim var? Amerika var. 6. filo burada. Kim var? İngiltere. Biliyorsunuz Dikelya ve Ağrotur üsleri vardı güneyde. Burayı takviye etti. Harp gemilerini gönderdi. Fransa, buralardan üs kiralıyor. Fransa burada. Rusya burada, İtalya burada. Şimdi size şöyle söyleyeyim. Bu anlattığım süreçte bizi kim satmadı, biliyor musunuz? Suriye satmadı. Hatta Suriye’ye Güney Kıbrıs teklif etti. Dedi ki, sizinle de anlaşma yapalım münhasır ekonomik bölge sınırlandırma anlaması. Dedi ki, Türkiye’nin olmadığı yere ben katılmam. Bakın, siz Türkiye’yi satan, Türkiye’nin aleyhinde birliktelik olan İsrail’le Suriye’de emperyalizmin vekalet savaşına odun taşırken işbirliği yapıyorsunuz ama münhasır ekonomik bölge konusunda Doğu Akdeniz’in zenginlikleri konusunda bizi satmayan, kimi, Suriye’yi arkadan vuruyorsunuz. Daha bitmedi. Bir de kimler geldi buraya biliyor musunuz? Küresel enerji şirketleri. Ya bunlar dev. İşte Exxon Mobil, Eni, Novatek, Katar. Şimdi bunlar o kadar önemli ki, o kadar çok çıkar odağı girdi ki, buradan çıkarlarımızı nasıl maksimize edeceğiz? Bir de şöyle bir tehlike var. Şimdi ben, bu şirketlerin sermaya yapılarına baktım. Fransız Total. Total Fransız değil mi? Ama içinde çok uluslu Yahudi sermayesi var. Exxon Mobil. Yahudi sermayesi var. Hatta geçen gün Birleşmiş Milletler’de Sayın Cumhurbaşkanı bir konuşma yaptı. Orada da bu söylemlere yer verdi. Şimdi bakın, iktidar, antisemitik söylemler geliştiriyor. Yahudi aleyhtarı. Bir ideolojisi var. İktidarın siyasal İslamcı bir ideolojisi var. Yeni Osmanlıcı hayali var. İslamcı olunca zaten otomatikmen mezhepsel bakış açısı var demektir. İktidarın bu ideolojisi, bu rotası nedeniyle Türkiye’nin çıkarlarının ve güvenliğinin rotası artık çelişiyor. Niçin? Çünkü siyasal İslamcı olduğu için. Yeni Osmanlı bakış açısı olduğu için. Kimle aşk yaşıyor? Müslüman kardeşler yani İhvan. Şimdi siz İhvan aşkı yaşarsanız Mısır’la aranız bozulur. Ne oluyor? Bakın, Mısır, İsrail, üçgene bakın, Yunanistan hatta bu üçgene küçücük bir parça da ilave edin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi. Bizim hakkımızda ne yapıyorlar? Tezvirat yapıyorlar. Bizim hakkımızdaki örgütlerin içine katılıyorlar. Doğalgaz konusunu biliyorsunuz. Bunu niçin yapıyor Sisi? Çünkü Türkiye’deki iktidar, mantıklı olmayacak şekilde, akli olmayacak şekilde düşmanlık yaptığı için. Müslüman Kardeşler kim? Atatürk düşmanı, Cumhuriyet düşmanı, hilafetçi hatta ölü sevici. Şu işaret (Rabia işareti) İhvan’ın işareti. İhvan’a aşk duymak, bizim çıkarlarımızı maksimize etmek için bir faydası oldu mu? Hamas’a dost olmanın faydası oldu mu? Ben şimdi, dedenizi sorgulayayım, kesin oralarda kan dökmüşlerdir. Bizi o coğrafyadan sille tokat, tekme tokat kovdular, attılar” şeklinde konuştu.

seyir_defteri_3.jpg

“MÜNHASIR EKONOMİK BÖLGEMİZİ İLAN ETMELİYİZ”

Suriye, Mısır gibi ülkelerle masaya oturup Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesini ilan temesi gerektiğine vurgu yapan Ertürk, “Dış politika neye göre belirlenir? Akıl, bilim ve Cumhuriyet kurulurken tespit edilmiş “Yurtta sulh, cihanda sulh” felsefesiyle. Yani bizim çıkarlarımız mesela İran’ın yönetimi. Ben İran’a da gidip Kayhan gazetesi’nde konuşma da yaptım. Bize uymaz ama ülkemizin çıkarları İran ile birliktelikten yanaysa biz İran ile işbirliği yapmalıyız. Ben bunu anlatmaya çalışıyorum. Ben demek istiyorum ki, iktidar bu yanlış ideolojileri geçmişin aklı olan görüşleri nedeniyle yanlış işler yaptı. Yanlış ortaklar buldu ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki çıkarları çok ciddi biçimde zedelendi. Bu saatten sonra ne yapmalıyız? Ben diyorum ki, münhasır ekonomik bölgemizi ilan etmeliyiz. Bir an önce düşmanlıkları bitirip Mısır ile, Sisi ile masaya oturmalıyız. Suriye konusunda itiş kakışa lüzum yok. Suriye ile, Beşar’la masaya oturmalıyız. Yani bizim için orada meşru hükümet kimse biz onu tanırız. Çünkü biz bu bölgede yaşıyoruz. Bu bölgede ticarete ihtiyacımız var. Mesela siz deniz ticaretini benden çok daha iyi bilirsiniz. Ben biraz kara ticaretini de arkadaşlarıma soruyorum. Özellikle Türkiye çok güzel bir coğrafyada olduğu için kuzey-güney, doğu-batı istikametinde çok güzel para kazanıyor ama bu yanlış politikalar yüzünden kara lojistiği durdu. Deniz lojistiğinin büyük oranda yavaşladığını biliyorum ama siz daha iyi bildiğiniz için tereciye tere de satmak istemiyorum” diye konuştu.

“DEVLETİN AKLINA KUMPAS YAPTILAR”

Türkiye’de FETÖ konusunda konuşacak 3-5 kişiden birisinin kendisi olduğunu söyleyen Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, “İktidarın gizli ajandası Türkiye’nin bunları görmesini, bir de devletin aklı bunları söyledi ama devletin aklına operasyon yaptılar. Devletin aklına kumpas yaptılar ve Türkiye işte bu duruma düştü. Size devletin aklı Suriye konusunda ne bileyim Doğu Akdeniz konusunda yanlış yönlendirirse kandırıldık söz konusudur. Ama devletin aklı sizi uyarmış. Devletin aklı, FETÖ konusunda da uyarmış. FETÖ’nün devletin içine sızdığını. Bakın, Türkiye’de FETÖ konusunda konuşacak 3-5 kişi varsa birisi de benimdir. Ben dedim ya, Pensilvanya’daki bu adamın yaşaması bile günahtır. Devletin içinde, kimin içinde askerin, polisin, yargının içinde örgütleniyorlar. Darbe yapacaklar Humeyni gibi buraya getirecek. Bana bu düşmanlığı bu iktidar yaptı. Ben bunları dışarda konuşurken içerde AKP’li milletvekilleri vardı. Bakın benim haberimi, buraya bir amiral geldi. Böyle konuşuyor, anlatıyor. Hatta ertesi günü N New Jersey’de Amerikalılar’la da beraber yaptık. Soyadı Taştan’dı galiba Anadolu Ajansı’nın muhabiri, haber yapıyor Türkiye’ye. Sansürlüyorlar. Yani bakın, devletin aklı, bizim gibi yurttaşların aklı, seni bu konuda uyarıyor. Burada aldatılma, kandırılma söz konusu olamaz. Bir de bir delmenin maliyetinin ne kadar olduğunu biliyorsunuz. Mümkün olduğunca fazla sörvey yapacaksınız. Artık inanacaksınız, orada petrol var veya doğalgaz var. Maliyetleri bilmiyorum ama ne bileyim, bir delmek 100 lira değil mi? Deldiniz, boş. 100 gitti. Deldiniz, boş, 100 gitti. Ben şimdi şuna da inanıyorum. Ben orada değilim. Yeterince datam yok ama tahmin ediyorum, sadece halka mesaj vermek için delme işlemleri yapıyorlar. Çok ciddi araştırmalar yapmadan. Ona inanıyorum ben. Zaten müjde yok” ifadelerini kullandı.

seyir_defteri_2.jpg

“PARLEMENTO DEVRE DIŞI KALDI”

Sorunların ancak ortak akılla çözülebileceğini ifade eden Ertürk, “Zamanında hamle yapamamak, zamanı geçince yapsanız da fayda etmiyor. Bakın, diyelim ki, münhasır ekonomik bölgesinde anlaşamadık Kıbrıs’la. İtiş kakış oldu. Karşınızdaki artık Avrupa Birliği. Bakın, Almanya gemilerini gönderiyor. Şöyle diyebilirsiniz, Almanya’nın gemilerinin en işi var Akdeniz’de? Benim orada münhasır ekonomik bölgem var, diyor. Avrupa Birliği’nin lider ülkesi. Benim çıkarlarım var orada, diyor. Siz bu yanlışı yapmasaydınız, Almanya bu işi yapabilecek miydi? Akdeniz’e sahili olmayan bir ülke burada ahkam kesiyor (Avusturya). Peki, bu ahkam kesme gücünü nereden buluyor. Avrupa Birliği’den buluyor. Şimdi, peki, devletin aklı, biz, siz bunları görmüş müydünüz? Görmüştük. Peki, bu konuda ikaz ettik mi? Ettik. Bir de en önemli şey ney biliyor musunuz? 21. yüzyılın son ilk çeyreğinin sonuna yaklaşıyoruz.  Sorunlarımız fazla. Artık bu sorunlar, bir kişinin aklıyla çözülebilecek sorunlar değil. Hani bunu söylerken Sayın Erdoğan için söylemiyorum. Ben de olsam öyle, siz de olsanız öyle. Çağın sorunları ortak akılla birleşik akılla çözülebiliyor. Çünkü biliyorsunuz, ortak akılda uzlaşma var. Birleşik akılda nitelik var. Özellikle 2017 referandumuyla siz bu ülkeyi bir kişilik akılla yönetebilecek duruma getirdiniz. Size söyle söyleyeyim, bakın, Recep Tayyip Erdoğan özelinde konuşmuyorum. Kim olursa olsun. İsterse, Einstein. Çözemez. Neye ihtiyacımız var. Ortak akıla. Peki ortak akıl ne? Parlemento. Bugün parlemento bir şekilde devre dışı kaldı. Ortak akıl yok. Hatta tek kişilk akıllarda şöyledir, yanında çok adamı var, danışmanlar o tek adamın ne kadar doğru düşündüğünü hep söylerler. Söylemezse, başka danışmanlar gelir yerlerini alırlar. Bunun için bu rota önünde açık sular yok. Bu rotanın önünde karaya oturtur” dedi.

KITA SAHANLIĞI

Kıta sahanlığı ile münhasır ekonomik bölge arasındaKİ farka da dikkat çeken Ertürk, “Kıta sahanlığı şöyle, kıtanın özelliğine bağlı olarak kıtanın uzantısı olması lazım. Kıta sahanlığı ile münhasır ekonomik bölge arasında şöyle bir fark var. Kıta sahanlığı bir coğrafi tanım. Kıtanın dibindeki toprağın içindeki zenginliklerle ilgili ama münhasır ekonomik bölge, su katmanını, içindeki proteini, balıkçılığı hatta biliyorsunuz, Karadeniz’e TürkAkım Projesi yapıldı. Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesinden geçtiği için bizden izin aldılar ve bizim çıkarlarımızı gözetmek zorunda kaldılar. Ama bu kıta sahanlığında bu kavram yoktur. Onun için kıta sahanlığı ile ekonomik münhasır bölgeyi öyle ayırt etsinler. Birisi sadece dibin içindeki, toprağın altındaki zenginlikler için. Örneğin, siz Karadeniz’de suni adalar yapabilirsiniz münhasır ekonomik bölge içinde. Suni adalar üzerinde rüzgar enerjisi santralleri kurabilirsiniz veya dalga enerjisi santralleri kurabilirsiniz. Bu hakkı kim veriyor? Münhasır ekonomik bölge. Ne yapmanız lazım? İlan etmeniz lazım.  Çok geciktiler. İlan ederlerse, çatışma çıkacak diye korkuyorlar. Bunu by-pass ederek kıta sahanlığı ile işi halletmeye çalışıyorlar. Doğru değil. Çünkü balıkçılık konusu da var işin içinde. Bir an önce ne yapmalıyız. İlan etmeliyiz. Kimle? Libya, kavgalıyız. Kavgayı bitirmemiz lazım. Mısır, kavgalıyız. Bitirmemiz lazım. İsrail, kavgalıyız. Bitirmemiz lazım. Bakınız, İsrail küçücük ülke değil. Musevi diasporası var. Korkunç. Lübnan, kavgalıyız. Suriye, kavgalıyız. Hani şöyle bir şey diyebilirsiniz. Ne kadar yaparsak yapalım. Yunanistan’la Kıbrıs’la bazı sorunlarımız var. Sen diğerlerini hallet de, onlar kalsın. Niçin sen mesela Birleşmiş Milletler’de yanlış söylemlerde bulundu. Bu sefer Sisi diyor ki, uzmanları topluyor, Türkiye’nin aleyhine ne varsa katalım diyor. Bizim siyasel İslamcıları da anlamakta güçlük çekiyorum. Karadeniz kökenliyim. Trabzonlu’yum. Denizciliği, deniz taşımacılığının geçmişini de biraz bilirim. Özellikle bu, bizim İslamcılarımızda bir sıkı İsrail söylemi var. Filistin sevgisi var. Bu biraz yalandan gibi geliyor. İsrail’in kurulma aşamasında oraya silahları kim taşıdı biliyor musunuz? Bizim Karadenizli takacılar taşıdı, denizciler. Ayni şimdi adını vermeyeceğim. Siz de bu camiadasınız. Bir sürü armatör. Bazıları yurtdışına kaçtı. Cemaatçi falan. Onların dedeleri taşıdı biliyor musunuz? Nerden, Köstence’den. Alman silahlarını Menachem Begin  ve buradaki arkadaşlarına taşıdılar ki, arkasından İsrail’in kurulmasına neden oldular. Hatta size şöyle söyleyeyim, oradaki Filistinliler’e sahip çıkan Türkiye’deki solcular oldu, biliyor musunuz? Yani bizim İslamcılarımız sınıfı geçmez. Yani bu düşmanlıkları da palavra. Bakın ne diyorum, Köstence’den takalarla oraya taşıdılar. Müslümanlar’ı öldürsün diye ama şimdi diyorlar ki, biz çok Müslüman’ız, Filistin’e sahip çıkıyoruz” dedi.

seyir_defteri_6.jpg

“DOĞU AKDENİZ ÇANAĞINDAKİ ÜLKELERLE DÜŞMANLIKLARI BİTİRMELİYİZ”

Münhasır ekonomik bölgeyi mutlaka ilan etmemiz gerektiğini söyleyen ve bunun içinde Akdeniz çanağındaki ülkelerle düşmanlıkları bitirip dostluk ilişkileri kurmamız gerektiğini ifade eden Ertürk, “Bu işi kıta sahanlığı ile halletmeye çalışıyorlar. Halledilemez. Münhasır ekonomik bölgeyi ilan etmemiz lazım. Sadece ilan etmeniz yetmiyor, bunları halledebilmeniz için Doğu Akdeniz çanağında bulunan bütün ülkelerle bir kere her şeyden önce düşmanlıkları bitirmemiz lazım. İyi ilişkiler kurmamız lazım. Masaya oturup tartışmamız lazım. Bu mümkün. Tabi ki epeyce zemin kaybedilmiştir ama bugünden sonra da yapılacaklar vardır. Düşmanlıkları bitirelim, çünkü devletlerde bunlar söz konusu. Küs ama daha sonra masaya oturuyorlar.  Yani bir an önce oturmalıyız. Her şeyden önce devletin aklını egemen kılmalıyız. Bu konuda Türkiye çapında bir bilgilendirmeye, bilinçlendirmeye ihtiyacımız var. Özellikle denizcilik. Bu çok önemli. Biz denizlerden doğru düzgün katme değer elde edemiyoruz. Çünkü denizlerde katma değer elde etmek karadan elde etmeye benzemiyor. Daha nitelikli bir nüfusa ihtiyacınız var denizlerden katma değer elde edebilmek için. Özellikle askerlikten başlayayım. Her Türk asker doğar. Doğru mu? Doğru. Niçin? Ağırlıklı Orta Asya’dan gelmişiz. Savaşarak gelmişiz. İşte Mısır coğrafyasında Memlüklüler, Hindistan coğrafyasında Babürler, İran coğrafyasına hep biz kumanda etmişiz. Niçin? Çünkü savaşıyoruz. Peki, her Türk denizci doğar mı? Hayır. Yani bizim kültürel genetik kodlarımızda asker olmak var, denizci olmak yok. O zaman ne yapmamız lazım? Denizci bir ulsu yaratabilmek için denizcileştirebilmek için eğitim ve öğretim ve denizcilik eğitimini küçük yaşlara indirmemiz lazım. Ya sen deniz lisesini kapatıyorsun! Ne diyorum size, her Türk asker doğuyor ama her Türk denizci doğmuyor. Sen yelken yaparak büyümüyorsan, iskota tutmamışsan, tıramola yapmamışsan o sonradan büyüyerek denizci olunmuyor. Bakın, Karadeniz’de bile Zonguldak’ta balık tutarken dalga geldi, aldı. Batıda böyle bir şey olmaz. Ben İngiltere’de görev yaptım. Hatırlıyorum o dönemde bir baba oğul ikisi de yelkenlide Atlantik’i geçiyorlar. Aralarında 150 mil mesafe var. Baba, yardımıma gel dese, oğlan 12 yaşında, kurtaramaz. O çocukla sen büyüdüğünde mücadele edebilir misin? Sen denizcilik eğitimini niteliksizleştiriyorsun. Mesele, Yüksek Denizcilik Okulu. Yatılı değil şu anda değil mi? Yatılı okula ihtiyacımız var. Denizcilik bir kültür, bir yaşam alışkanlıları demektir. Küçük yaşta bunları keşfetmen lazım. Sen deniz lisesini kapatıyorsun, yüksek denizcilik okulu öyle. Evet, bir sürü yerde denizcilik eğitimi yapılıyor ama denizcilikle ilgisi yok. Ne yapılıp ne yapılmadığı belli değil. Halbuki biz denizcilik katma değer üretmemiz lazım ama ne yazık ki, bunu yapmıyoruz. Bunların üstüne de neyi koyuyorum biliyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti kuruluş ayarlarına, fabrika ayarlarına gelmeli. Ne o? İşte dış politika ilkeleri, “Yurtta sulh, cihanda sulh”, komşuların iç işlerine karışmamak. Çünkü biz Arap coğrafyasından dayak yiyerek çıktık. Arkadan vurulduk. Şimdi 800 bin kilometre kare yeter. Bir de üstüne 450 bin kilometre karelik de Mavi Vatan’ımız var. Bunların üzerinde de bir hava ülkemiz var. Bize bunlar yeter. Bizi gül gibi geçindirir. Yeter ki buralardan nitelikli bir nüfus meydana getirelim. Buradan katma değer üretelim. Ama iktidar yanlış yollarda, bugün işte o Arap coğrafyasına o Ortadoğu bataklığına bir şekilde girdik, yanlış işler yapıyoruz. Bir an önce oralardan kurtulmalıyız. Bakınız, Suriye konusunda, Doğu Akdeniz konusunda, Adalar konusunda, Libya konusunda hangi konuyu ele alırsanız alın, bütün politikalar iflas. Niçin? Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerleriyle çatışan bir rotada seyrettiğimiz için. Kardeşim, gel sancağa, gir rotaya. Biz bu çıkarlarımızın rotasına girmezsek, buradan açık denizlere, buradan emniyetli sulara ulaşabilmek mümkün değil. Bu gidiş, iyi gidiş değil diye düşünüyorum” açıklamasında bulundu.

seyir_defteri_4.jpg

“TÜRK DENİZ KUVVETLERİ İYİ BİR DURUMDA DEĞİL”

Toparlanmaya ihtiyacımız olduğunu belirten Ertürk, “İktidar rota değişikliği yaptığı anda, kendisinin varlık nedenini ortadan kaldırır. Bir de öyle bir çıkmazdayız ki, biz, bugün iktidarın çıkarlarıyla Türkiye’nin çıkarlarının ve güvenliği çekilişiyor. Yani bugün iktidar, kendisi için, kendi çıkarları için siyasi ikbali için yaptığı her şey tüm Türkiye’nin aleyhine. Ezeriz, yakarız. Türk Deniz Kuvvetleri iyi bir durumda değil, biliyor musunuz? Bakınız, iyi durumda değil. O kadarını söyleyebilirim. Yani iyi durumda değil diyorum. Şimdi ne yapmamız lazım. Bizim sağ ile sol ile itiş kakıştan ziyade bir an önce Türk Deniz Kuvvetlerini, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni rehabilite etmeye ihtiyacımız var. Toparlanmaya ihtiyacımız var” dedi.

“RUMLAR, YANIMIZDAKİ MÜTTEFİK SAYISINI AZALTIYOR”

Doğu Akdeniz’de olası bir sıcak çatışmanın olabileceğini ve bunun iyi olmayacağına vurgu yapan Ertürk, “Herkes kendi ülkesinin dahil olduğı şirketlerin çıkarları için, burada büyük bir paylaşım savaşı var. Bu paylaşım savaşıyla mutlaka biz birileriyle ortak olmak durumundayız. Yani karşıda Amerika var, İngiltere var, Fransa var, İtalya var, Almanya var ve bölge güçleri var. Hepsine challenge edecek gücümüz var mı? Yok. Hangisi vatanserverliktir biliyor musunuz? Bedel ödediği halde, zarar göreceğini bildiği halde ülkesine sahip çıkmaya çalışan. Yoksa, kuru palavralar, biz ezeriz, geçeriz. Bunlar palavra laflardır. Ülkeyi felakete düşürür. Burada Rusya’da var. Hatta bizim Rusya ile çıkarlarımız çatışıyor biliyor musunuz? Tarih ve perspektif bilirsen, Rusya’nın çıkarları Rum Yönetimi’nden yana. İran bile senin karşına çıkacak. Yani bir kişi yok karşında. Karşı tarafta çoklu bir akıl var. Yaptığı hamlelerle yanına daha fazla destekçi ve ortak alıyor. Nasıl? Şimdi Koreli bir petrol şirketini bölgeye davet ediyor. Koreli petrol şirketini bölgeye davet edince ne olacak? Koreli şirket para kazanacak. Kendi ülkesine katma değer yataracak. Bir itiş kakışta Kore’de karşınızda. Bakın, hamleleri görüyor musunuz? Yani Güney Kıbrıs Rum Yönetimi öyle hamleler yapıyor ki, karşımızdaki düşman sayısını ya da rakip sayısını artırıyor. Yanımızdaki müttefik sayısını azaltıyor. Siz denizcisiniz. Hollanda’yı biliyorsunuz. 16 milyon. İslam ülkelerinden daha fazla üretiyor. Niye? Akıl var. Mesela, Hollanda’da birisi dese ki, bana güvenin, peşimden gelin. Deli diye, deli gömleği giydirir, içeri atarlar. Bu itiş kakışta frene basılmazsa sıcak çatışma çıkabilir. Bu iyi olmaz” ifadelerini kullandı.

seyir_defteri_7.jpg

DENİZ HABER AJANSI

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Deniz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0544 880 87 87 | Haber Scripti: CM Bilişim