• BIST 12433.5
  • Altın 6811.86
  • Dolar 44.5989
  • Euro 52.3513
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 13 °C
  • Antalya 13 °C
  • Muğla 12 °C
  • Çanakkale 11 °C

İTÜ Üniversite kurmamızı engelledi

İTÜ Üniversite kurmamızı engelledi
Deniz Ticaret Odası Başkanı Metin Kalkavan, ikinci bölümünü yayınladığımız röportajında Denizcilik Fakültesi Dekanı ve İTÜ Rektörüne karşı müthiş suçlamalarda bulundu.

METİN KALKAVAN İLE RÖPORTAJ (2)

Turkon Holding olarak, Denizcilik ana işiniz. Bunu yanında kara ulaşımı, güçlü bir tır filonuz var, Demiryollarına yatırım yaptınız. Kumport Limanı’nı aldınız. Terminal ayağını tamamladınız. Ulaştırmanın tüm ana modlarında yatırım yapıyorsunuz, Ama bir bacağı eksik Havayolunu düşünüyor musunuz? Yolcu veya Kargo taşımacılığında yatırım yapmayı planlıyor musunuz?

Hava taşımacılığını tabi ki düşündük hatta bu konuda ciddi ciddi konuştuk. Hatırlarsanız Maris’i aldığımız dönemde Pegasus Havayoları da aynı grupta idi. Maris’i aldığımız dönemde Pegasus Havayolları satılmamıştı. O dönemde Pegasus Havayollarını almak için Grup olarak kendi aramızda çok tartıştık. Uçak olayı çok hassas ve duyarlı bir olay. Yolcu taşımacılığı ciddi bir olay. Sizin kabahatiniz olmasa bile büyük sıkıntılar başınıza açılabilir. O dönemde, yani Maris ve Göcek’i aldığımız dönemde hala Çukurova Grubu tarafından daha satılmamıştı. Hava taşımacılığını düşünmüyoruz, ama diğer ulaşım modlarına entegrasyonu sağlamak amacıyla başta tren olmak üzere ciddi yatırımlar yapıyoruz.  

Sayın Başkan Geçen hafta itibariyle İzmir 1. İdare Mahkemesi ÖİB’nin Çeşme Limanı ihalesi kararını iptal etti. Bu kararla birlikte Danıştay’dan temyiz edilmez ise Çeşme Limanı Yine Özelleştirme İdaresi Başkanlığına dolayısıyla Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürlüğü’ne devredilecek. Turkon olarak Kumport’u Fiba Holding ile aldınız. Çeşme Limanı İhaleye çıkarsa limana talip olur musunuz? Yani ihaleye girer misiniz?

Olay daha yeni. Bu olayı daha yeni sitenizden öğrendik. Çeşme Limanı ihaleye çıkarsa neden olmasın tabi ki ilgileniriz. Önümüze gelirse inceler gireriz. Tabi orada ciddi problemlerde çıkacak, sadece liman işletmesini almakla kalmıyor. Hem freeshop’un başka bir firmaya verilmesi, oranın iyi incelenmesi lazım. Çünkü kazanılmış haklar var. Liman ayağında büyümek isteriz ama Çeşme Limanı çok farklı bir durumda bakıp göreceğiz… Şu demek değil ilgilenmeyiz. Çeşme Limanı aktarma limanı olarak düşünülebilir. Çeşme Limanı için ciddi bir fizibilite gerekiyor. Önümüze gelsin inceleriz. Çünkü limancılık önümüzdeki dönem büyüme trendi olacaktır. Tersanelerde yaşadığımız bu büyüme, çok kısa bir zamanda limancılıkta olacaktır.

Sayın Kalkavan siz Deniz Ticaret Odası Başkanlığına geldikten sonra DTO menşeli bir şirketler furyası gündemi meşgul etmeye başladı. 60 ortaklı DATİ Holding’i kurdunuz, Ataköy Kompleksini Özelleştirme İdaresi Başkanlığından 200 milyon dolara satın aldınız. Ereğli Denizcilik’i kurdunuz, Obelisk isimli bir dökmeci aldınız. Bir tanede sipariş verdiniz. TDİ’nin iki gemisi Samsun ve Ankara’yı aldınız. Marin Tuğ ile Türkiye’nin en büyük römorkör filosunu kurdunuz. Bu ciddi şirketlerin hepsinin başkanlığını yada Ceo’luğunu yapıyorsunuz. Bununla beraber DTO Başkanlığı ve Turkon Holding Ceo’luğu görevleri de var. Bunların hepsine nasıl yetişiyorsunuz?

Türkiye’de biz şunu anlatmaya çalışıyoruz. Yetişmesine yetişiyorum da bana maliyeti ne oluyor, diye sorarsanız bana çok ağır oluyor. Çokçuklarımın zamanından çalıyorum. İşlerim ve ailem dışında kendime ayırdığım bir zamanım yok. Hiçbir sosyal etkinliğe iştirak edemiyorum. Tabi bu insanım kendi seçimi diye düşünüyorum. Ben insanın belli özelliklerle gönderildiğine inanıyorum. Bu zamanı doldurduktan sonra gideceğiz. Türkiye’de Yönetim Kurulu Başkanlığı icracı bir yer olarak görülür. Halbuki icracı değildir. Yönetim Kurulları kontrol ve denetim yerleridir. Stratejiyi onaylama ve yönetme yeridir. Bunun dışında günlük işlerden elini çekmesi lazımdır. Şimdi böyle baktığınızda zaman çok rahat bir şekilde yetiyor. Ama uygulamaya girerseniz, bunların yarısını da yapamazsınız. Şimdi bunun yanında profesyonelliği geliştirip, uygulayıcılara “bak kararlar bu, şu kadar bütçen var, stratejin bu, şunları yap” Burada yapılacak olan ne? Olayları denetlemek ve yönetmek… Biz bunu bizim grupta başardık. Aile içinden gelen profesyonel kadrolarla biz bu olayları aştık. Yönetim Kurulları böyle çalışır. Günlük işlerle uğraşmaz. Grup dışı şirketlere veya ortak olduğumuz şirketlere bunu yaymaya çalışıyoruz. DTO’da Genel Sekreter ve altı profesyonel kadrodur. Yönetim Kurulu’nun aldığı kararları uygulama görevini ifa ederler. Şirketlerin belli işlerinden bazen haberimiz bile olmaz. Biz onay makamıyız. Günlük operasyonlardan haberimiz olmaz. Her şeyi yapmaya kalkarsan yapma şansın yok. Mutfağı bilme şansın yok. Öyle olduğu sürece hata yapma şansın ortadan kalkar. Hata yapanı denetleme, düzeltme, uyarma ve en sonunda değiştirme şansın olur. Bunu yaymaya çalışıyoruz.

Sayın Metin Kalkavan yaklaşık 4-4,5 senedir sizi takip ediyorum. Basın dünyasında en çok aleyhinizde ve lehinizde haber yapan bir gazeteci olarak, altınızda bu kadar koltuk olması bana biraz işkolikliğin dışında, benim gözümde hırslı bir insan profili çizmenize neden oluyor. Hatta bu konuda konsorsiyum yaptığınız şirketlerin ortakları sizi eleştiriyor? “Kardeşim bıraksın bu kadar Yönetim Kurullarını, doğru dürüst Deniz Ticaret Odası’nın Başkanlığını yapsın, Nedir bu hırs?” diyorlar. Tanıdığım Metin Kalkavan, çabuk tahrik olan ama bir o kadar da duygusal özelliği olan bir adam. Peki Metin Kalkavan hırslı bir insan mıdır?  

Hırsa gelince Evet. Metin Kalkavan hırslı bir insandır. Bu hırs Karadenizlinin doğasında var. Mücadeleci bir ruh genlerimizde var. Buradaki hırs mücadele ruhuyla ilgili bir hırstır. Mücadele etmez isek yaşayamayız. Karadenizlinin ruhunda vardır. Dağ ile deniz arasına sıkışmış çok dar bir yerden geliyoruz. Bu yüzden çoğumuz denizci. Genetik olarak babalarımızdan gelen bir yapıda yetiştik. Hırsını kontrol edemez isen sıkıntı yaşarsın. Hırs aklın önüne geçmemeli. Hırsı kontrol edemez isen felaket olur. Ben iyi yetişmiş bir insanım, ailem tarafından iyi yetiştirildim. Onun için de onlara teşekkür ederim. Babamdan Annemden ağabeylerimden ve Ablamdan iyi ve güzel şeyler öğrendim. Ama zaman zaman çok hassas düşünüyoruz. Yetişmemin de etkisiyle büyüklerimizden farklı düşünüyoruz. Her insanın farklı yoğurt yiyişi var. Farklı yönetim şekillerimiz var. dışarıdakiler eleştirirler, överler. Ama bunun zamanı gelecek değerlendirmesi yapılacak. Biz para için çalışmıyoruz. Güç içinde çalışmıyoruz. Benim yaşam felsefem Başarmaktır. Hangi işi yaparsak yapalım o işte başarılı olmamız gerekiyor. Deniz Ticaret Odası bu başarının taçlandığı yerdir. Ben Deniz Ticaret Odası’na Başkan olacağımı yıllar önce biliyordum. Çünkü onun için yetiştirildim. Planlı olarak, yapılan işlerdir bunlar. Eninde sonunda Deniz Ticaret Odası’na başkan olacaktım. DTO’ya Başkan olmam hedef değil gerçekti. Cengiz Ağabeyin (Cengiz Kaptanoğlu) Başkanlığından sonra, Başkanlık yapacağımı biliyordum. Oraya göre yetiştirildim. Benden sonra gelecek olanlardan o şekilde yetişenler başkan olacaktır. Öğrencilik zamanlarımda bir çok şeyden fedakarlık edipte bu hale gelmek kolay değildi. Biz yaptığımız tüm görevlerde başarıyı yakaladık. Bizi eleştiren insanların doğasında olan bir kıskançlık vardır. Bunu da ben normal ve doğal karşılıyorum. Kıskançlıkla beraber, çekememezlik vardır. Niye ben yapamadım vardır. Niye ben düşünemedim vardır. Bunu ben gayet normal karşılıyorum. Zaman zaman bizde de olmuştur. Hala da olabilir. Ama bu kötü bir şey değildir. İnsanı başarıya götürecek olan hırsın ardında bu vardır. “Ben daha iyisini yapayım” olayı vardır. Ben eleştiriyi olumlu bakarım. Ama altı doldurulmamış eleştiri üzücü. Bu eleştiriler subjektif olduğu zaman doğru değil. Benim bu kadar görevi yaptığım çerçevede, -o koltuklar diyorlar ya- hangisinde başarısız olduğumu sorgulamaları lazım. Eleştiride biraz objektif olunması lazım. Bir insan “niye orada” orada olmak suç mu? Ben yer meraklısı değilim ki… Hiçbir zaman da olmadım. Bu mevkiler gelip geçicidir. Ben yaşadığım sürece şirketimde olacağım. Ama onun dışındakiler gelip geçici. Ben oralarda kalma heveslisi değilim ki. O şirketler kurulurken bir düşüncenin ürünü olarak kuruldu. O şirketleri kurarken ortaklık kültürünü geliştirmek içindir. Bu şirketlere çok emek saffettik. Çok ciddide katkılarımız oldu. Erdemir’de bunlardan bir tanesidir. Erdemir’in değeri bizim oluşturduğumuz proje sayesinde oldu. Türkiye’deki dağınık sermaye ilk Erdemir ihalesinde bir araya geldi. Çok daha büyük projeler için dağınık sermayeyi birleştirmek, Türkiye’nin menfaatinedir. Burada anlatmaya çalıştığımız, yatırımcılar pasif ortaklığı öğrenmek zorunda. Pasif ortaklıktan kastımız, her parayı veren ille de ben yönetirim düşüncesinden vazgeçmesidir. İyi yapanın yönetmesi lazım. Profesyonellerin yapabiliyorsa onlara bırakılması lazım. Bu Türkiye için bir ihtiyaçtır. Ortaklık kültürünün yaşatılması ve geliştirilmesi lazımdır.Ama uzlaşma kültüründen uzaklaştığımız için böyle söylemler her zaman olacaktır. Benim hakkımda “o koltuk - bu koltuk” diye söyleyenlerin büyük çoğunluğunun iyi niyetinden kuşkuluyum. Konsorsiyum ortaklıkların hepsinde Turkon Holding tarafına bir farklılık yaratmadık, yaratmayız. Bunu da ortaklarımız görmüştür. Benim eleştirilmemin en büyük sebebi Ağustos ayından kaynaklanıyor. Biliyorsun Ağustos ayı aslanın ayıdır. Ben “Aslan oğlu Aslanım” Bu eleştiriler ortaklarımızdan gelmiştir. Bu gayet doğaldır. Eleştiren ortaklarımızı biliyor ve tanıyoruz. Önemli olan ortaklarımızın hangilerinden geldiğidir. Onlara da saygı duyuyorum. Onun içindir ki rahatsızlık duymuyorum.

Sayın Başkan birazda deniz eğitimi konusuna girelim. Geçen hafta sonu yapılan Balık gününde Alper Aksoy isimli genç arkadaşımız “Gemilere şoför değil kaptan gönderilmeli” diye size atıfta bulundu. Bu konuya girerken sizin birkaç sözünüzü hatırlatmak istiyorum. Birinde Başbakan Sayın Erdoğan’ın katıldığı bir gemi indirme töreninde “Bizim mesleğimiz banka hırsızlığından sonra en iyi meslektir” dediniz. Daha sonra DTO meclisinde “Kaptan ehliyeti ile şoför ehliyetinin arasında tek fark geminin size’nından kaynaklandığını” belittiniz. Metin Kalkavan bu tür tespitleri yaparken düşünmeden mi konuşuyor, Bir anlamda bu sözleri söylerken, Metin Kalkavan’ı biz mi yanlış anlıyoruz, yoksa siz mi yanlış konuşuyorsunuz?

Metin Kalkavan bu sözleri söylerken abartı sanatını kullanır. Bazen yanlış anlamalara sebep veriyoruz. Burada amacım belli konularda insanların aklında kalıcı etki yapmasını ve konuştuğumuz sözlerin insanların aklında kalmasını sağlamaktır. Senin söylediğin gibi bak üç sene önce söylediklerimin hepsini hatırlıyorsun. Birinci söylediğim ehliyet mevzusu eninde sonunda ehliyettir. Bunu büyütmenin bir anlamı yoktur. Bir ehliyeti anlatmak için hasta bakıcı ehliyeti pilot ehliyeti benzetmeleri de yapılabilir. Burada amaç ehliyeti anlatmaktır. Benim orada örnek verdiğim bir sürücü ehliyeti anlamı taşımaktadır. Biri karada arabayı kullanır, biri denizde gemiyi kullanır. Burada gemiyi bir yerden bir yere götürmek ile paydada aynıdır. Bu birebir aynıdır anlamı taşımamalı. Burada Gemi adamı ehliyetine örnekleme ile ilgilidir. Meslekleri belirtmek ile ilgilidir. Hiçbir zaman bir mesleği küçük görmekle ilgili değildir. Canımızı malımız emanet ettiğimiz bir meslektir. Kaptana insanları ve malımız emanet ediyoruz, otobüs şoförüne canımızı, uçak pilotuna yine canımız emanet ediyoruz. Ehliyet örneği daha kolay anlaşılabilsin diye verilmiş bir örnektir. 60 kişiyi taşıyan bir otobüs şoförünün ehliyetini, gemi kaptanının ehliyetinden aşağıdadır, yukarıdadır diye… Böyle bir tartışma olabilir mi? Ehliyet, ehliyettir… Otobüsü profesörde olsan ağır vasıta ehliyetin olmaz ise kullanamazsın… Gemiyi de kaptan ehliyetin yoksa aynı şekilde kullanamazsın. Bugün Fakültede zabitlerimizi yetiştiren hocalarımız, geminin nasıl seyir edeceğini söyleyen akademisyenlerimiz, zabit ehliyetleri yoksa gemiyi kullanamazlar. Şimdi böyle baktığımızda ehliyet örneğinin ne amaçla verildiğini net bir şekilde görebilirsiniz. “Şoförlük” insanların aklında kalması için verilen bir örnektir. Bunun bir ehliyet olduğunu ve üniversitelerden alınmak zorunda olmadığını göstermeye çalıştım. Gemi adamı ehliyetini almak için üniversite mezunu olma zorunluluğu yoktur. IMO bunu böyle kabul ediyor. Kıyı kaptanı olarak gelen lise mezunu insanlarımız teknik alt yapıyı öğrenerek gelmiş ve ehliyetlerini yükseltmişlerdir. Ama küçük teknelerde, ama kosterler de, ama büyük gemilerde görev alarak devam etmektedirler. Turkon’un gemilerinde 70’e yakın Denizcilik Fakültesi mezunu çalışıyor, Birkaç tanede TÜDEV mezunu gemilerde çalışıyor. Ağırlık kimde YDO mezunlarında. IMO’nun kararlarına bakarsan gemi adamı ehliyeti alınması için üniversite mezunu olma şartı yoktur. Dünyanın her yerinde böyledir. Şoför örneği bunu niçin verilmiştir. Balık Günü’nde konuşan genç arkadaşımın sözlerine üzüldüm. Bu kardeşlerimizin gençliklerine veriyorum. Onlara atfedilen bir örnek değildir. Bırakın kardeşim üniversitelerde versin, kurslarda versin. Kurs derken, bunları dil kursu gibi anlamamak lazım. IMO’nun zabıtan eğitimi için koyduğu kurallar çerçevesinde eğitim veren kurslardan bahsediyorum. Yanlış algılanıyor. Bunlar farklı eğitimlerdir. İkinci olarak “Bizim mesleğimiz armatörlük, banka hırsızlığından sonra gelen en iyi meslek” sözü TIME Dergisi’nin 1963 yılında kapağında olan bir sözdür. Burada kast edilen çok iyi para kazanıyoruz manasında söylenmiş bir sözdür. Biraz önce dediğim gibi abartı sanatını kullanmamdan kaynaklanıyor. Doğrudur veya yanlıştır. Bu söz insanların kafasında yer etmiştir. Bir anlamada sektörün durumunun bir özeti manasında ifade edilmiştir. Tabi bu konuda kendi içimizde de bir çok eleştiri aldık, Önemli olan bir şeylere yön verecek bir çalışma yapmak. Benim görevim fotoğraf çekmektir. Ben olanı da şeffaf olarak yansıtır ve söylerim. İyi ise iyi, kötü ise kötü… Türkiye’nin genelinde bir söz vardır “İşveren ağlar, iyide olsa ağlar, kötüde olsa ağlar” Bazı büyüklerimiz bu konuda iyi desek bazı kesimlerden salma atarlar, onlar bunlar… Ama dünya değişiyor. Şeffaflık o zaman bunu kasıtlı olarak yapmamızın sebebi şu idi, Benim yapmamın sebebi, “eğer iyi olduğumuzu anlatamazsak, ne hükümetten, ne idareden, ne de finansman kesiminden, bankacılardan destek görebilir. İdare çıkar “bu kadar şey yapıyoruz daha iyi değilsiniz” der.. Bankacı çıkar, sana kredi vermez.. Hem bankacı, hem idare seni iyi değerlendiremez ve iyi analiz yapamazsa istediğin ve hak ettiğin hiç bir şeyi alamazsın. Bu benim tarzım yanlıştır, doğrudur tartışılır. Ama ben onu söylerim. Durum ortada, sektörün iyi olduğunu söylemenin bir sakıncası olduğunu zannetmiyorum. Benim düşüncemde sektöre pozitif katkısı vardır. Zararı yoktur. Tersini düşünene de saygımız vardır.

Sayın Başkan buna benzer bir ifadeniz daha var. Bir açıklamanızda “Denizcilik sektörü itibarını geri aldı. Hortumcu, batık, dolandırıcı diye hitap edilen bir sektör artık bu ifadelerden kurtularak itibarını geri aldı” dediniz. Veya bu anlama gelen bir ifade kullandınız. Siz önceden hortumcu muydunuz da eski itibarınızı geri aldınız? Yada geçmişinizi inkar ederek mi bu ifadeyi kullandınız?

Ben bu ifadeyi kendi dönemim için söylemedim. Denizcilik son dönemlerde belirli bir yere geldi. Bu ifadeyi benim dönemim veya benden önceki dönem olarak nitelemedim. Benim dönemim Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en ağır krizden sonraki döneme gelir. 2001 yılından yaklaşık bir buçuk sene sonrasına gelir. Biz bu kriz döneminde sektör olarak “hortumcu” olarak hitap edilir durumdaydık. O tarihteki gazete ve dergilere bakarsanız net bir şekilde görürsünüz. 2001 yılı krizi ve 2001 yılı öncesine bakarsanız dergilere “hortumcular” diye kapak bile olduk. Televizyon programlarında bile konuşur hale geldik. Bunun sebebi neydi, 250 milyon dolarlık bir Emlak Bankası olayıydı. Birkaç bankadaki batık kredilerdi. Sektör olarak o konumdan Prof. Oral Erdoğan’ın yaptığı sunumla birlikte ben bunu 25 şubatta Sayın Başbakan ile görüşmemizde de dile getirdim. Sektörün kredibilitesi inanılmaz bir şekilde büyüdü. 2002 yılından bu güne yaptığımız çalışmalardı. Onun akabinde konuşmalarımızda şunu söylüyorduk. Eskiden Hortumcu gözü ile bakılan sektörümüz, bugün çok itibarlı bir duruma geldi. Bu benden dolayı oldu demedim, bu sektörün geldiği noktayı gösterir. Eğer benden önceki dönem, benden sonraki dönem diye ayırırsak, bu farklı bir yere gider. Benim dönemim bu hükümetin dönemidir. Hükümetin başarılarıyla paralel olarak gitmesindendir. Hükümetimiz, idaremiz, biz ama şu yadsınamaz, dünya ekonomisinin çok iyi olması, deniz taşımacılığına büyük katkısı olmuştur. Dünya ekonomisinin geçmişte iyi olması denizciliğimiz zıplatmış mıdır? Hayır o dönemde yansıma denizcilik sektöründe bir etkisi olmamıştır. Benim dönemimde, dünya ekonomisinin iyi olması ve hükümetimiz ve idarenin sektöre desteği Türk denizciliğinin zıplamasına neden olmuştur. Bu konuda sahadaki oyuncular olarak Türk ekonomisinin büyümesinin çok çok üstünde denizcilik sektörünün büyümesine katkı sağladık. Bu kombine bir başarıdır. Bir tarafta hükümetimiz, diğer tarafta idaremiz ve uygulayıcıların yani yatırımcıların kombine bir başarısıdır. Senin bu konuda bir tespitin var, Metin Kalkavan’ın hakkında yazdığım zaman büyük reytingim oluyor diyorsun, ben buna kızmıyorum. Üzüldüğüm, tek konu yapmadığım veya niyet olarak o manayı düşünmediğim kelimeler yüzünden suçlandığımız şeyler oluyor. Gerçekten üzülüyorum. Bu mevkiler dışardan çok iyi görünebilir, ama benim gibi insanların bu mevkilerde çok durması mümkün değildir. benden sonra gelecek olanlara destek olmak lazım, çünkü pastayı büyütmek lazım. Benim söylediğim cümleyi alan biri, mutlaka bir tarafında negatiflik bulabilir. Ben aykırı bir insanım farklı bir insanım, bazı kesimlere ters gelebilir. Ama kesinlikle popülist bir insan değilim. Bu da çok insana ters geliyor bu konuda yapacak bir şeyim yok. Popülizm benim dönemimde minimuma inecektir. Kişiye göre kural yaratmak ülkenin en büyük sorunudur. Abartı sanatını belki maksadımı aşan bir şekilde kullanıyorsam da, insanların aklında bir şeyler bırakabilmektir. Ancak niyet olarak hiçbir art niyetimin olması mümkün değildir. kötü niyetli olmamız mümkün değildir. Hırsımız aklımızın önüne geçmemesi gerekir. Kavga olmamalı, kavga çıkarılmamalıdır. Haddimiz değildir, birilerine akıl vermek, amacımız akıllarda bir şeyler bırakmaktır.

Sayın Başkan Deniz eğitimi konusunda bir kavga, gürültü aldı başını gidiyor. Siz Deniz Ticaret Odası olarak İTÜ Rektörü Prof. Dr. Faruk Karadoğan ve İTÜ Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aydın Şalcı beyleri TÜDEV’in Üniversite olmasını engellediler diye beyanatlar veriyorsunuz. Bu insanlar sizle ne alıp veremediği varda böyle bir şeyler yapsınlar?

Bakın TÜDEV’in Üniversite olmasını Mezunlar Derneği başta olmak üzere İTÜ Denizcilik Fakültesi Mezunlarının kurduğu Vakıf, Oda ve Dernekler istedi. Bizde YÖK’e başvurarak bu çalışmaları yapmaya başladık. Ancak 3-4 senedir Üniversite olmamızı belli sebeplerden dolayı erteleniyor. En son ertelenme sebebi olarak İTÜ Rektörü ve Denizcilik Fakültesi Dekanı’nın engellediğini içerden öğrendik. Bunu duyduğumuzda şok geçirdik. Bu bizim iddiamız değil, YÖK’ün içinden aldığımız bilgiler. Bu bizim için sırtımızdan hançerlenmek gibi bir şeydir. Erol Yücel bey Dekan beyin 30 yıllık arkadaşıdır. Böyle bir şey olmasa 30 yıllık arkadaşına bu ifadeleri kullanır mı? Bu çok yanlış bir şey. Zannediyorlar ki Denizcilik Fakültesi birkaç kişinin güdümünde. O Fakültede bizim. Biz o Fakültenin tüm ihtiyaçlarını çok sıkıntılı olduğumuz dönemde karşıladık yine karşılayacağız.  O zamanın rakamları ile 3-4 milyon dolar para harcadık. Bugünün parası ile 5-6 milyon dolar. Ancak Fakülte son dönemde geriye gitmeye başladı. İTÜ Rektörü ve Dekan beyin tavırları bizleri ziyadesi ile rahatsız etmiştir. TÜDEV ile kendilerini rekabet içerisinde görmeye başladı. Fakülte ile TÜDEV aynı olur mu? Fakülte ağabey, TÜDEV kardeştir. Böyle görülmeli böyle ifade edilmelidir. Şu anda Fakültenin yanındaki arsayı Fakülteye bağışlamamız gerektiği söyleniyor. Niye bağışlayım arkadaş, Beni sırtımdan hançerlesin diye mi?

Sayın Başkan bu konuyu ayrı sormak istiyorum. Bu arazi Denizcilik fakültesi’nin genişlemesi için tek yer. Bunu ayrı tutuyorum. Siz Denizcilik Fakültesine bu arsayı alıp size vereceğim diye bir söz verdiniz mi?  Bu sözü vermediyseniz nereden çıktı bu söz olayı?

Geçen seneki balık günü etkinliklerinde ben bile konuşmadım Erol Yücel bey konuştu. Yatılı yurdun yapılması için biz söz verdik. Arsa gösterin yapalım diye. Balık Gününde Dekan beyin odasına geçtik Orada Sayın bakan, Büyükşehir Belediye Başkanı ve çok sayıda misafir vardı. O arazinin alınıp, Fakülteye bağışlayacağını sektörde değerli bir isim söz verdi. Biz söz vermedik. Yani sektörde bulunan bir işadamı ağabeyimiz bu araziyi alıp Fakülteye bağışlayacağım dedi. Bu sözün bizimle alakası yok. Ancak bu ağabeyimiz bir sene içerisinde almayınca bizde kuracağımız Üniversiteye arazi alıyorduk ve bu araziyi TÜDEV için aldık mesele bundan ibaret. Dekan bey sağda solda Hem TÜDEV’in Üniversite olmasını engellediği yetmiyormuş gibi Bu arazi olayını dillendirmeye başladı. Şunu açıkça söyleyeyim, Bazı kesimler kendi ayıplarını kapatmak için Arazi bağışı olayını kullanmaya başladılar.

Bir dakika sayın başkan bazı kesimler dediğiniz. Bu kişiler Rektör ve Dekan bey midir?

Tabi ki Rektör ve Dekan bey kendi ayıplarını kapatmak için bu arazi olayını kullanmaya başladılar. bakın Balık gününe gitmememin sebeblerinden biri kurumlarımızın zarar görmesini istemediğimdendir. Başkanlarımızın hepsi benim dostlarımdır. Onlarla birebir hiç bir sorunum yok. Ben sizin kanalınızla seslenmek istiyorum. Salı günü Gündüz Aybay Denizcilik Merkezinde, Mezunlar Derneği genişletilmiş bir toplantı yapacak. Bu toplantıyı yapsınlar. Daha sonra birkaç gün sonrada bizi çağırsınlar Bizde gidelim Rektör bey ve Dekan beyin gözlerine bakarak söyleyeceğim bizi de çağırsınlar. Toplantı yapmak konuşmak, güzel şey, Ama tek taraflı değil, Biz açık ve net bir şey söylüyorum. Mezunlar Derneği Başkanı  Sayın Atilla Kocataş’a bir çağrıda bulunmak istiyorum. Kendisi çok kıymetli bir insandır. Fikirlerimiz farklı da olsa Mezunlar Derneğinin haklarını her yerde ve zeminde aradığı için kendisine saygı duyarım. Bir kez olsun "Ya belki Metin Kalkavan doğru söyleyebilir" diye düşünmesini istiyorum. İlk önce toplantılarını yapsınlar daha sonra ise bizi de çağırsınlar. Sayın Halim Mete, Sayın Erol Yücel ve Ben geleceğim. Rektör ve Dekan beyi de çağırsınlar. Onların gözlerine bakarak söyleyeceğim. Bu olay bizi ziyadesi ile üzüyor. Fakültemiz kimsenin tekelinde değildir. Fakülte hepimizindir. Fakülteden mezun olanlar, bizlerin gemilerinde çalışıyor. Denizcilik Fakültesi Mezunu yaklaşık 70 kişi Turkon’da çalışıyor. Kavga bizim işimiz değil. Ancak sadece biz kendimizi savunmak zorunda hissediyoruz. Deniz Ticaret Odası bu sektörün çatı kuruluşudur. Derneklerimiz bizim öncü kuruluşlarımızdır. Deniz Ticaret Odası çatısı altında hiç bir kurumumuza saldırı olamaz. Niyet olarak tartışmak, konuşmak başka, suçlamak bambaşkadır. Bakın Deniz Ticaret Odası Meclis toplantılaraını takip ediyorsunuz. Meclis üyesi olmayanlar bile, meclis başkanından söz isteyerek her konuyu tartışabiliyor. Demokratik bir meclisimiz var bunu kimse inkar edemez. Kimseye sen niye konuşuyorsun, in oradan demiyoruz. Ancak kurumum adına, çatı kuruluşumuzu savunmak zorunda kalıyoruz. Hep savunma pozisyonundayız. Bu görüşlerimiz kabul edilir, edilmez, hoş karşılanır, karşılanmaz, Ama saygı gösterilmek zorundadır. Bu durumu çatışma kültürü içerisine sokanlar bu ülkeye iyilik yapmıyor. Ben balık gününe davet edilmesemde giderim, devamlı gittim. Davet etmediler yine gittim. Çünkü ben Deniz Ticaret Odası Başkanıyım. Ben hep adım attım. Atmak zorundayım. Bu balık gününe gitmedim Çünkü bu balık gününde provakasyon olacağını biliyordum. Senede bir gün biaraya gelmiş 50 yıllık mnezunların tadı kaçmasın diye özellikle gitmedim. Orada Rektör konuşacak, Atilla Başkan konuşacak bende cevap vermek zorunda kalacağım ve çıkıp konuşacaktım. İnsanların tadını kaçırmanın bir alemi yok. Oradaki gençlerimiz yalan-yanlış bilgilendirmişler. Orada genç kardeşlerimiz büyüklerimiz yani kısacası bizim insanımız o tatlı günü zehir olacaktı. Onun için ben balık gününe gitmedim. Şunuda belirteyim Ben ve Meclis Başkanımızın dışında kimsede davetli değildi. Oraya gitse idim bir kez yuhalandım. Bir daha yuhalanmak, bir başkan olarak doğru değil... Başkanı yuhaladığınız zaman o kurumu yuhalıyorsunuz. Fikirleri ve sorunları sokağa döktüğünüz zaman hiç kimseye bir fayda sağlamaz. Biz derneklerimiz ve başkanlarımızla düşman değiliz. Büyük Klüpte bir araya gelir tartışırız. Ama bunu sokağa dökmeyiz.

Devam Edecek. (Yarın, DTO Başkanı'nın gemileri neden yabancı bayrakta, Sedef Tersanesi yatırımları ve daha fazlası www.Denizhaber.Com.tr 'de )

www.DenizHaber.Com.tr (ÖZEL)

Diğer Haberler
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Deniz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0544 880 87 87 | Haber Scripti: CM Bilişim