Karadeniz ve Azak Denizi’nde son günlerde yaşanan saldırılar, denizcilik sektöründe güvenlik ve uluslararası hukuk tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Sivil gemiler ve balıkçı teknelerinin hedef alınması, sadece deniz taşımacılığı ve gıda tedarik zincirleri açısından değil, aynı zamanda uluslararası insancıl hukuk bakımından da ciddi endişelere neden oldu. Bölgede meydana gelen son olayları değerlendiren Esenyel & Partners Kurucu Ortağı Avukat Selçuk Esenyel, sivil denizciliğin ve gıda üretiminin korunmasının evrensel bir sorumluluk olduğunu vurguladı.
Karadeniz’de sular durulmuyor; savaşın gölgesi artık yalnızca cephe hatlarında değil, ticaret yollarında ve balıkçı ağlarında da hissediliyor. Azak Denizi’nde yük gemilerine, Kırım açıklarında ise bir Türk balıkçı teknesine yönelik saldırılar, sivil denizcilerin ve balıkçıların güvenliğini yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı.
“Uluslararası hukukun, insanlık vicdanının açık ve ağır bir ihlalidir”
4-5 Haziran 2026 gecesi Azak Denizi'nin Taganrog Körfezi yakınlarında seyreden Natra ve Zircon adlı iki kuru yük gemisi insansız hava araçlarının (drone) saldırısına uğradı. Türk şirketi tarafından işletilen gemilere yönelik saldırıda toplam beş denizci yaşamını yitirdi. Aynı dönemde, 5 Haziran 2026 tarihinde Kırım açıklarında meydana gelen başka bir olayda ise Karadeniz’de faaliyet gösteren Türk bayraklı balıkçı teknesi Duru 67 saldırıya uğradı ve bir Türk balıkçı hayatını kaybetti.
Bölgede yaşanan gelişmeleri değerlendiren Esenyel & Partners Kurucu Ortağı Avukat Selçuk Esenyel, çatışmanın hiçbir tarafı olmayan, yalnızca geçimini sağlamak için denizde çalışan sivil denizcileri ve balıkçıları hedef alan saldırıları en güçlü şekilde kınadıklarını belirtti. Esenyel, “Hangi taraftan, hangi gerekçeyle ve hangi araçla yapılmış olursa olsun, sivil bir gemiye ya da balıkçı teknesine yönelen her saldırı; uluslararası hukukun, denizcilik geleneğinin ve insanlık vicdanının açık ve ağır bir ihlalidir” ifadelerini kullanarak sivil denizciliğin dokunulmazlığına dikkat çekti.
“Sivil balıkçılığı hedef almak, insanlığa karşı suç teşkil edebilir”
Ticari gemilerin, balıkçı teknelerinin ve bu araçlarda görev yapan mürettebatın savaşların tarafı değil; ülkelerin gıda, enerji ve ticaret zincirlerini ayakta tutan emekçiler olduğunu vurgulayan Esenyel, uluslararası hukukun bu konuda açık hükümler içerdiğini söyledi. “Uluslararası deniz hukuku ve silahlı çatışmalar hukuku; sivil gemilerin ve gemi adamlarının korunmasını, sivil ve askerî hedefler arasındaki ayrım ilkesine uyulmasını, orantılılık ilkesinin gözetilmesini, denizde tehlikede bulunan kişilere yardım edilmesini ve seyrüsefer serbestisinin korunmasını açıkça emretmektedir. Bu güvenceler hiçbir koşulda tartışma veya pazarlık konusu yapılamaz” diyen Esenyel, özellikle balıkçılığın yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda gıda güvenliğinin temel unsurlarından biri olduğunun altını çizdi.
Balıkçılık faaliyetlerinin hedef alınmasının toplumları doğrudan etkileyen sonuçlar doğuracağını belirten Esenyel, “Balıkçılık, milletlerin sofrasına ulaşan gıdanın ilk halkasıdır. Balıkçı vurulursa ağlar boş kalır; ağlar boş kalırsa sofralar boş kalır. Gıda dokunulmazdır. Uluslararası insancıl hukuk, sivil halkın yaşamını sürdürebilmesi için vazgeçilmez olan gıda maddelerinin ve gıda üretim alanlarının hedef alınmasını yasaklamakta, açlığın bir savaş yöntemi olarak kullanılmasını kesin biçimde reddetmektedir. Sivil balıkçılığı ve gıda üretimini bilerek hedef almak, olayın koşullarına göre savaş suçu ve insanlığa karşı suç teşkil edebilir” dedi.
“IMO ve BM’yi sorumluluklarını gecikmeksizin yerine getirmeye davet ediyoruz”
İnsanlığın ortak değeri olan gıdaya ve onu üreten emekçilere yönelik saldırıların yalnızca belirli bir devlete değil, tüm insanlığa karşı işlenmiş bir eylem olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Esenyel, olayların hukuki boyutuna ilişkin değerlendirmelerini ise şu sözlerle sürdürdü: “Hukuk büromuz, bu saldırıların bağımsız, etkin ve şeffaf biçimde soruşturulması; sorumluların uluslararası hukuk önünde hesap vermesi; hayatını kaybeden ve yaralanan denizciler ile ailelerinin maddi ve manevi haklarının korunması için gerekli tüm hukuki girişimlerin hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. İlgili tüm tarafları sivil denizciliğe ve gıda güvenliğine yönelik tehditlere derhal son vermeye; Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ve Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere uluslararası kuruluşları da sorumluluklarını gecikmeksizin yerine getirmeye davet ediyoruz. Denizcilerimizin, balıkçılarımızın ve denizcilik sektörümüzün yanında olmaya devam edecek, süreci hem hukuki hem de insani boyutlarıyla yakından takip edeceğiz.”
DENİZ HABER AJANSI































